Ben size Prenses Ebley’i anlatmış mıydım?

Öykü : Ben size Prenses Ebley'i anlatmış mıydım
Geçenlerde bir prensesle oturuyorum.

Ama harbi prenses öyle masalsı falan değil.. 2. İngiltere kralı Miro’nun küçük kızı. Vikipedia da araştırın bulursunuz. Neyse ben bu prensese önceleri platonik aşk besliyordum, odamda posterleri falan vardı. Sonra ulan bu böyle olmayacak dedim. Hani masallarda prensese aşık olan oduncu olur ya ben de öyleyim hakikaten. Bu prenses bize bakar mı bakmaz mı? Kapıdaki adamlarına mı dövdürür, yoksa sadece şövalyelerle mi arkadaşlık eder kafamda bir sürü şey. Yani illa bir şövalye olmam gerekiyorsa, 4 yıllık açıktan okuyup olurum dedim.

O zamanlar Babası bu prensesi master yapsın diye uzak bi ülkeye göndermiş. Tesadüf bu ya ben bu prensesi ”Osmanlı Simit sarayı” diye bir yerde gördüm. Ottoman ismini görünce kültürümüzü merak edip, simit yemek için girmiş meğer prenses buraya.

Sonra baktım geldi ve yanıma oturdu.

Aman Allah’ım dedim!

Tanınmamak için sıradan giyinmişti. Üzerinde bordo bir kaban vardı. Merhaba ben Prenses yanınıza oturabilir miyim diye sordu. Tabi kendi diliyle söylüyor bunu. Ama ben anlıyorum. Sonra bana bir şey oldu…

Normalde heyecandan kalp atışı hızlanır ya insanın, benimki yavaşladı yavaşladı böyle ölüyorum falan sandım.
Bi gülüyo prenses, benim surat utangaçlıktan kıpkırmızı. Ulan erkek dediğin biraz maço olur, kızın karşısında takır takır konuşur. Yok abi o işler cidden öyle olmuyor.

Karşında prenses oturuyor düşün. Üstelik öyle güzel ki; gamzeleri, kahverengi gözleri, beline kadar uzanan kestane rengi saçları. Rüyamda bile görsem aşık olur hiç uyanmazdım. Ki canlısı karşımda duruyordu. Kekeliyosun mal gibi sağa sola bakıyorsun. Kız bişey söylüyor iki üç kez tekrar ettiriyorsun. Cümle kuramıyorsun cümleee! Ha bire saçmalıyorsun!

Neyse poaça simit falan söyledik bir de yanında demli çay ohh. Ya dedim prenses ”kusura bakma ben konuşurken diğer taraflara baksan olur mu” diye sordum. Niye diye sordu tabi o da.
Ya saçmalıyorum işte anla dedim.

İlgini çekebilir :  Kaybetme korkusuyla yaşamak
Derken bir haberci geldi.

Kralın büyük kızı, Ciceo dan bir zarf getirip bıraktı masaya. Bir yandan ödüm kopuyor, bir yandan da şu haberciyi öldürsem kaç sene yerim diye düşünüyordum. Şarzı da bitmiyordu habercinin. Meğer abartılacak bir durum yokmuş. Ciceo sadece kardeşi Ebley’i merak etmiş. Prensesin adı da Ebley bu arada.

İlk başlarda sadece simit yemek için gelmiş aslında, ama şu sakin çocuğun (yani benim) yanıma oturayım diye geçirmiş aklımdan. Üstelik beni de tipsiz bulmuş. Kafka olsa kahrından ölürdü heralde.

Gel zaman, git zaman prensesin oturduğu yeri öğrendim.

Beni ülkesinde ağırlamak istediğini söyleyince de, sevinçten havalara uçtum resmen. İlk fırsatta da atıma atlayarak yola koyuldum. At üzerinde iki gün durmadan yolculuk yaptım. Popom hayli acımıştı. Üçüncü günü at yarı yolda ölünce, otobüse binmenin daha mantıklı olacağını düşündüğümden, otobüse bindim daha sonra.

Prenses, ”burası benim ülkem etrafta öylece gezemem” diyerek başına bir kapşon örtüp gizlice geldi yanıma. Üstelik  etrafta bir sürü muhafız ve asker de cabası. Fakat prensesin sevimli yardımcıları ona destek olmuşlardı.

Hesaba katmadığım bir husus daha vardı ki, o da prensesin kötü kalpli ağabeyi Erdego’ydu. İyi bir avcı oluşu bütün ülkede bilinirdi. Ayın belirli zamanlarında av partisi düzenleyerek, sarayda davetler verirdi.
Kral Miro; oğlu Erdego’nun hırçın ve asi oluşundan pek haz etmese de, avladığı her türlü canlıyı afiyetle mideye indirirdi. Onun için hava hoştu. Diğer kardeş ise Erdego’ya nispeten daha sakin ve de uysaldı.

Bizim prenses dışında ailedeki herkes tam bir et düşkünüydü.

Çünkü öyle yumuşak kalpli ve inceydi ki, canlıları öldürüp yemek ona canice geliyordu. Yok yok bizim prenses vejeteryandı. 🙂 Prensesin annesi ise avlanan yemekleri en güzel şekilde harmanlayıp pişirirdi. Elbette sarayın ustaları ve marifetli ahçıları vardı. Fakat kral, sadece eşinin yaptığı yemekleri yerdi. Kraliçe, kralına yemek yapmasının yanı sıra, kan renginde acımsı bir şey yapardı. Ülkede o kadar yaygındı ki bu, adına bu yüzden kraliçe şerbeti denirdi.

İlgini çekebilir :  Geçen yine Wroclaw da geziyorum
Kral prensese olan aşkımdan elbette habersizdi.

Bir oduncu olduğum için duyar duymaz başımı vurdururdu bundan emindim. Fakat prenses Ebley’in bir sözü beni oldukça rahatlatmıştı.

– Kralımız katı görünür, fakat oldukça yumuşak kalplidir. Bir oduncu olmanız onun için önemli değil diyerek cevap verdi.

Bu sözleri duyunca sevinçten havalara uçtum tabi.

Bir an önce Kraliçe ile tanışmak için gün saymaya başladım. Sevgili Prensesim Ebley, kardeşi Ciceo ve Kraliçe ile sarayda gizliden buluştum. Kraliçe oldukça sert bakışlıydı. Görür görmez saygıda kusur etmemek için önünde eğildim ve parmağındaki büyük yeşil taşlı yüzüğünü öptüm. Daha sonra bir sigara uzattım ve konuşmaya başladık. Kraliçe gerçekten sert bakışlıydı ama konuştukça korkularımdan da kurtarmıştı beni.

Sayın Kraliçem; bendeniz garip bir oduncuyum.

Kızınıza gönül verdim ve evlenmek istiyorum dedim. Diyorum ama nasıl, titreye titreye. Kraliçe bu durumu gayet olağan karşıladı. Çünkü kral ile severek evlenmişti.

Ulannn dedim kendi kendime yine dört ayağının üstüne düştün. Kaynana da bizden yana çıktı diye öyle bir sevindim ki anlatamam.

Aradan yıllar yıllar geçti sonra. Prensese olan aşkım gün geçtikçe alevlendi durdu. Ben ise sürekli prensesi görmek için bocalıyordum. Prenses en azından halimden anlıyordu. Bense öylesine aşıktım ki gözüm ondan başkasını görmüyordu.

Belki devam edecek 🙂

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (Bu yazıya ilk oyu sen ver)
Loading...
8 yorum :

Bir şeyler söyle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir