iyi ya da kötü olmak bir insanın kendi seçimi midir?

Zamanın en dibi doğumdan da gerisi olan ana rahminde küçük bir kıpırdama ile başlar. Sonra gözlerimizi hiç tanımadığımız bir mekanda açarız. Ciğerlerimize çektiğimiz oksijen ilk başlarda acı verir ve bu acıyla birlikte ilk serzenişleri de kulakları tırmalarcasına yaparız.

Anlama ve yorumlama evrelerine yaklaştığımızda, etrafımızdaki her şeyi renkleri, sesleri, nesneleri derinlemesine analiz ederiz. Fakat yine de doğru ile yanlış arasındaki farkı görebilmek için zaman hala çok erkendir. Bu nedenle yetişkinlerimizin yol göstermesiyle tanışırız.

Kendi doğrularımızla henüz tanışmamışızdır. Bu yüzden belirli bir yaşa kadar başkalarının yanlışları ve doğruları ile yaşarız. İnanç, iyimserlik ya da merhamet duyguları da başkalarının istekleri doğrultusunda gelişmeye başlar ya da tam tersi gelişme durumunda gerilemeye başlar.

Eğitim sistemi, eğitimci, toplum ya da devlet gibi kavramları anlamak ve yargılamak için henüz çok tecrübesiz olmamızla beraber, başta bizi eğitenler olmak üzere bu tür kavramları sorgulamamızın da zararlı olduğu öğretilir.

Düşününce ne de tuhaf bir durumdur bu. İçi boş bir kabı istedikleri gibi doldurmaya çalışan insanlar. İşte hepimiz için böyle başladı hayat. Bazılarımız altın suyuna batırılırken bazılarımız da içme suyuna.

Eğitimsizlikten, ilgisizlikten, toplum adaletsizliğinden heba olup gitti bir çoğumuz.

Bir noktada başımızın çaresine bakmamız gerektiğini anlayıp, kendi hayat mücadelemizi sırtlayıp yola tek başımıza devam etme kararı alırız.

Her şeyin başlangıcı da aslında bu mücadelenin başında gizlidir.

Bundan sonra ne olacağımız ya da ne olmayı seçeceğimiz çok önemlidir. Çünkü her insanın hayatında o insanın hayatını etkileyecek ciddi bir dönüm noktası vardır. Bazıları bu dönüm noktasını bir şekilde kendileri yaratmış olsa da, bazıları da hareketsiz bir şekilde oturduğu yerden bir mucize bekleyerek geçirir hayatlarını. Oysa hareket vaktinin de bir saati vardır her zaman.

İlgini çekebilir :  İnsanlık tarihinin ilk egoist düşüncesi

Buna ister aşık olmak, ister hayatta başarılı olmak, isterseniz de mükemmel işler yapmak diyebilirsiniz. Dönüm noktası bazen tesadüflere dayalı olsa da, çoğu zaman kişinin kendi kararlarına dayalı sonuçlar ile şekillenir.

Bazen farkında olmadan bir olayın içinde baş karakter olmuşken, bazen de isteye isteye baş karakter olma çabasıdır bu. Ne demek istediğimi anlıyor musunuz?

Yaptıklarımız ve yapacaklarımız her şey neticede tek bir amaca hizmet edecektir. İyiliğe ya da kötülüğe. Dönüm noktasından bahsederken aslında bir insanın iyi ya da kötü olmayı ve bu dürtülerle hareket ederek yaşamasını anlatmak istiyordum.

Peki iyi ya da kötü olmak bir insanın kendi seçimi midir? yoksa sadece hayatın cilvesi dediğimiz olaylar karşısında değişen kişilik bozulmaları mıdır?

Bu soru insanın yaşadığı toplum düzenini de ele almaktadır. Çünkü adaletli bir toplumun fertleri ferah ve huzur içinde yaşadığında dolayısıyla iyi bireyler olarak yetişecektir. Diğer yandan tersi durumda ise baş kaldırışlar ve isyan etme durumlarına dayalı olarak kötü olmayı seçmek ya da kötü olmaya zorlanmak durumudur.

Her ne kadar bazı insanlar iyiliğin ve kötülüğün insanda doğuştan var olduğunu savunsa da, bu görüş oldukça saçma bir görüştür.

O halde önceleri sakin ve iyi bir adamın, sonraları değişmesi, hatta cinayet suçu ile yargılanması nasıl açıklanabilir?

Bu konu hakkında yapacağımız tüm araştırmalar bizi her seferinde aynı neticeye götürecektir.

İnsan doğuştan iyi ya da kötü olamaz, bireylerin iyi ya da kötü olması içinde yaşadığı toplum düzenine göre değişebilir. 

1974 yapımı Death Wish filmi bunun en güzel örneklerindendir. Film önceleri sıradan ve kendi halinde yaşayan evli bir adamın kötü olmaya nasıl zorlandığını konu almaktadır.

Her insan içgüdüsel olarak dışarıdan gelen her türlü tehdide karşı otomatik bir savunma mekanizması barındırır bünyesinde. Bu savunma mekanizması, fiziksel olmanın dışında manevi değerleri de korur.

İlgini çekebilir :  Aynı anda iki blog yazmak

Hayat mücadelesi de bu savunma mekanizmasının bir dişlisine sürekli sürtünüp durur. Zamanla aşındırır belki de bozar o mekanizmayı.

İşte bu bozulmalar kötülüğün ilk tohumlarının yavaş yavaş serpildiğinin belirtileridir.

Doğru olan hep zor olandır. 


Tüm bu bozulmalara rağmen ayakta kalma çabaları da gün geçtikçe daha da zorlaşacaktır. Bu tıpkı ıssız bir ormanda savunmasız bir ceylan yavrusu gibi kalmaktır.

Kim bilir hayatta kaç insan bu iyi olma mücadelesinden nakavt olarak kendi köşesine çekilmiştir?

Her şey aslında oldukça basit ve çıplaklığı ile göz önündedir.

Hayat bir canavar ve iyi yürekli saf insanları bünyesinde barındırmayı istemiyor.

Belki de bu yüzdendir insanların birbirlerine olan nefreti. Çünkü insanlar, zayıf bir noktanı gördüklerinde, açık yaraya üşüşen mikroplar gibi üşüşürler oraya. Neticesinde ise mikropla savaşırken bir mikrop olmak vardır.

iyi ya da kötü olmak bir insanın kendi seçimi midir?Tüm bunlar aslında en başında da söylediğim gibi sadece iyiler ve kötülerin savaşıdır. 

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (Bu yazıya ilk oyu sen ver)
Loading...
11 yorum :

Bir şeyler söyle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir