Kategori: Genel

İzledim yorumladım İstanbul kırmızısı

Daha önce bir Ferzan Özpetek filmi izlemediğim için, filme ilk olarak fragman ve oyuncu kadrosundan etkilenerek gittim. İstanbul Kırmızı adı ise kesinlikle film için mükemmel bir isim olmuş. Hatta cuk oturmuş diyebilirim. Çekimler ve diyaloglar iyiydi fakat yer yer kafada soru işareti bırakan yanları da yok değildi bu filmin. Bazı duygular güzel bir şekilde işlenmiş

Gelecekteki çocuklarıma mektup

Sevgili kızlarım ve oğullarım, Cümleye böyle çoğul kelimelerle kalabalık başladığım için en azından hem kız, hem de erkek evladım olsun istediğimi anlamışsınızdır diye umuyorum. Size bu mektubu yazmadan önce çok düşündüm. Belki biraz duygusal, biraz nasihat içeriği taşıyan bu mektubu umuyorum ki yıllar sonra bir şekilde okuma fırsatı bulursunuz. Şimdiye kadar hayat hakkında çok şey

Kalabalık mekanlarda kitap okumak

Kalabalık mekanlarda kitap okumak! eylemini başarabilen kitleye hitaben yazılmıştır. Kitap okumak vakit ister ! Çoğumuzun açıp bir kaç sayfa kitap okumaya vakti olmuyordur belki, ya da o vakti bulduğumuzda kitap okumak içimizden gelmiyordur. Havamda değilim deyip kitap okumak yerine başka işlerle meşgul oluruz ya, biraz da o havayı bulamadığımız içindir belki bu tembelliğimiz. Bu nedenle

Herkesin yüreği biraz nasırlıdır!

Dizlerimi yaraladığım çocukluk yıllarımı özledim bugün. Garip, aptalca, anlamsız gelen her şeyi özledim. İnsan belirli bir yaşa gelince hatırında pek bir şey kalmıyor. Fakat bazı şeyler hiç ama hiç silinmiyor. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktığımda havanın yıllar önceki aynı kokusunu hissettim. Gökyüzü aynı gökyüzü, soluduğum hava aynı havaydı. Biraz daha zorlasam sokaktan geçen insanlar ve arabaları

Nesli tükenmiş bloglar

Nesli tükenmiş bloglar! Sanırım tek ve en büyük sorunumun topluma ayak uyduramamak olduğunu artık anladım. Çevremdeki insanların hali tavırları bile öylesine garip geliyor ki, çoğuna anlam veremiyorum. Belki de bir şeyleri akışına bırakmak doğru bir seçimdir bilmiyorum. Fakat düşüncelerim buna izin vermiyor. Çünkü blog yazıp okuyan insanların bile, samimiyetine inanamıyorum artık. Eskiden böyle değildi halbuki.

İçsel devrim ve insan hayatı

Gençlik ve yaşlılık olarak, insan hayatını iki ayrı bölümde ele alabiliriz. Birinci bölüm; birikim yapma, ikinci bölüm ise; yapılan birikim ile yaşama evresi. Burada birikimden kastım, kesinlikle maddi kazanç değildir. Çünkü kazanılmış her bir deneyim ve bilgi de, kişi için bir yatırım ve birikim değerindedir. Bu tıpkı; yemek sonrası sindirme durumunun gerçekleşmesine benzer. Fakat öncesinde

Yazmasaydım çıldıracaktım!

Kelimenin sonuna gelen -mamak -memek eklerinin, hep hüzünlü birer hikayesi olduğunu düşünmüşümdür. Gitmek isteyip gidememek, söylemek isteyip söyleyememek, yazmak isteyip yazamamak diye uzayıp giden serzenişler. Bazı insanlar yaşadığı hayatı tam anlamıyla görmeye başladığında, doğmamış olmayı diler. Ben o insanlardanım aslında, ben o bazılardanım. Hayatta çoğu zaman hep ilerlediğimi düşünürdüm. Ta ki sona vardığım yerin, beni

Suskun çiçek

– Ne vardı bu kadar içecek be adam. Oldu olacak meyhanede uyusaydın bari. Neyse ki sağ salim evin yolunu bulabildik. Merdiven ışıkları da her zamanki gibi yine yanmıyor. Ne zaman yandı ki zaten? Cimri yönetici bir elektrikçi çağırıp da baktırmadı şu lambalara. Her yıl kiraya zam yapmasını biliyor ama. Tabi tuzu kuru. Karısının koynunda şimdi

Kim ulenn bu el alem?

Hepimiz kendi hayat hikayemizin sefili ya da kahramanıyız. Yaşadığımız hayat, tıpkı bir roman gibidir her birimizin. Başkalarına anlata anlata bitiremeyiz. On sayfa sonra başımıza geleceklerden habersiz, sadece Tanrı’nın biçtiği rolleri oynarken buluruz kendimizi. Satrançta bir taş, seslerde bir nota gibiyiz aslında biraz. Kağıt üzerindeki notalar gibi, bizimde hayat karşısında bir duruşumuz vardır. Bu duruş kendimizin