Ünlü yazar ve düşünürlerden ortaya karışık

Eser, yaracısından değerli olamaz!

Ne zaman bir satır yazı okusam, yazılandan çok yazarını düşünmüşümdür. Yani eserin kendisinden çok eser sahibini merak ederim aslında. Herkes her şey hakkında yazamaz elbette, bu yüzden de kategorilere ayrılırlar. Bu durum okuduğum bloglarda da geçerli bir durum. Yani yazılanın ardındaki insanı görmeye çalışıyorum ben. Eser de değerlidir ama yaratıcısından fazla olamaz. Olmamalı! Kısaca şöyle diyeyim; yazarla arkadaş olmak, onu tanımak mı istersiniz, yoksa sadece yazdıklarını okumak mı? Arkadaş olmak derdim.

Önemli olan eser sahibini tanımak

İnsan iyi şarkı söyleyebilir, fakat iyi şarkı söylemesi onun iyi biri olduğu anlamına gelmez. Ya da iyi şarkı söylemesi, size onu yeterince tanıma fırsatı vermez. Fakat yazarlar için durum farklıdır. Parmaklara hükmeden beyin her kelimeyi kalp ve akıl süzgecinden geçirmiştir. Okuyarak tanırsınız o yüzden. Fakat yazarın kendisini tanır iseniz. Tüm kitaplarını da okumuş kadar olursunuz.

Garip bir düşünce evet bunu biliyorum. Kimse elbette benimle aynı fikirde olmayabilir. Demek istediğim yere göğe sığdıralamayan eserleri okurken ve onlardan bahsederken, yazarın kendisini de hiç olmazsa birazcık tanımamız gerektiğidir..

Fight Club nasıl yazıldı?

Geçenlerde Chuck Palahniuk un Gösteri peygamberi adlı kitabını almıştım. Daha önce okumadığım bir yazardı. Aşina olduğum tek şey ise Fight Clup. Zaten kitabını okuyan okumuş, filmini de izleyen izlemiştir. İzlemeyen de ölsün bu saatten sonra ne diyeyim.

Sonra tabi dediğim gibi yazarını araştırmaya başladım. Yahuu bir insan nasıl böyle bir kitap yazar? Vikipedia sağolsun imdadıma yetişti. Kitabın yazılma süreci ile ilgili detaylardan şöyle bahsedilmiş.

Fight Club nasıl yazıldı?Palahniuk, üniversite yıllarından sonra üç yıl boyunca Freightliner adlı bir şirkette montaj hattında, ardından tamirci olarak çalıştı. İlk yazdığı metinler taşıt modifikasyon prosedürleri ve kamyonların onarımı üzerinedir.
Dövüş Kulübü’nün ortaya çıkmasında büyük etkisi bulunan bir olayıda bu yıllarda yaşar. Arkadaşlarıyla birlikte tatildedir. Bitişikteki kamp yerinde müzik rahatsız edici derecede açılır ve bu nedenle başlayan tartışma yerini kavgaya bırakır. Bu olayda yaralanan Chuck tatilden döndüğünde iş yerinde kimse tarafından ilgi görmez çünkü kimse korkunç derecedeki yüzü hakkında bir şey sormaya, yorum yapmaya cesaret edemez. Bunun üzerine Chuck, eğer insanın yeterince kötü görünürse dilediği gibi hareket edebileceğini keşfeder. Bu olayın ardından devam ettiği bir edebiyat grubu bünyesinde yaptıkları çeşitli gösteri ve eylemler “Kargaşa Projesi”ni esinler. Kısa bir süre sonra aynı isimle bir kısa öykü yayımlar ve bu öykü,üç ay içinde Fight Club (Dövüş Kulübü) romanına dönüşür.

Roman aslına bakarsanız böyle ortaya çıkmış hayli ilginç değil mi? Zaten hep savunduğum bir şey vardır. Her öykünün ya da romanın içinde gerçek ile harmanlanmış kurgular vardır. Okuyucu ise nelerin gerçek nelerin hayal ürünü olduğunu asla bilemez. Tabi yazar söylemediği sürece.

İlgini çekebilir :  Günah sonrası tövbe

Otomatik Portakal’ın hikayesi

Bir diğer kitaptan söz etmek gerekirse bu da bir çok okuyucunun bildiği kitaplar arasında olan Otomatik Portakal‘dır. Filmin bir boka yaramadığı, ya da eserin aslında biraz abartıldığı söylenir ama ben çok etkilenmiştim bu kitaptan. Yerimde durur muyum hemen yine yazarı araştırmaya koyuldum.

Otomatik portakal Yazarı1959 yılında Burgess‘a ameliyat edilemez bir beyin tümörü tanısı kondu ve bir yıldan az ömür biçildi. İlk karısı Lynne’in geçimini sağlamaya kararlı olan Burgess 12 ay içinde beş buçuk roman yazdıktan sonra teşhisin yanlış olduğu anlaşıldı. Ne var ki artık tanınan bir yazar olmuştu. 50’den fazla roman ve kitap yazdı.

 

Ohaaa lan!

Düşünsenize size ölüm teşhisi koyuyorlar. O hisle kim bilir neler yapar neleri göze alırdık. Otomatik Portakal da sanırım bunun en güzel örneklerinden biri. Yine de kendim öyle bir duygu içinde neler yapardım kestiremiyorum bile.

Mozart nasıl öldü?

mozart

Bir de yazar değil de bir müzik adamından söz etmek istiyorum. Biliyorsunuz Mozart’ı çok severim ben. Belki de Amadeus Mozart filminden etkilenerek eğlenceli bir kişilik olduğuna inanasım gelir. O attığı kahkahalar yüzündendir belki de. Ama özel hayatı ve kişiliğine dair pek bir bilgim yok. Fakat bir bilgi oldukça dikkatimi çekmişti. Onu da hemen paylaşayım.

35 yaşında verem hastalığından ölen Mozart için, yağmurlu bir günde kilisede 6 kişilik bir cenaze töreni düzenlenir. Tören sonrası, yağmur sebebiyle cenazeye mezarlığa kadar eşlik edilmez ve Mozart’ın cenazesi en yakın dilenci mezarlığına defnedilir. Daha sonra aransa da, ünlü besteci Mozart’ın mezarı bulunamaz.

Dünya’nın en ünlü müzisyenleri listesinde ilk 10. sırada olan Mozart’ın bu şekilde ölmesi gerçekten de hayret verici bir durumdur. Halbuki günümüzde de Viyana da Mozart anıtı bulunmaktadır. Sanırım insanlara verilen değer onlar öldükten sonra hep daha fazla olacak.

İlgini çekebilir :  Muhasebecilik neden zor meslektir?

Kader utansın be Mozart ne diyeyim başka.

Diğer bir ünlü yazarımız ise Platon.

filozoflar ve felsefe

Yalnız iki ayrı isimden daha bahsetmek istiyorum. Onlar da Sokrates ve Aristoteles. Bu üç isim aslında birbirine çok bağlıdır. Çünkü Platon Sokrates’in, Aristoteles de Platon’un öğrencisidir. Açıkçası ben bunu bilmiyordum. Öğrenince de hayli şaşırdım. Ama sizlere bir şey itiraf edeyim. Sokrates ile tanışmadan önce, Platon ile tanıştım ben. Platon’un düşünce tarzı olayları yorumlaması ve hayata bakış açısı beni hep etkilemiştir. Sonrasında Sokrates’in sözlerine denk geldim ve dikkatle bakıldığında aralarında bir bağ olabileceğini düşündüm.

Bir sözünde ”Düşünmek, ruhun kendi kendine konuşmasıdır.” diyor Platon. Daha güzel nasıl anlatılabilirdi bilmiyorum. Bu yüzden de, belki de en çok tanışmak istediğim ünlü düşünürlerden biri olmuştur.

Sokrates’in ise şöyle bir sözünü ekleyeyim ”Öğrenmek, eskiden bilinmiş bir şeyi yeniden hatırlamaktan başka bir şey değildir.” önceki yazılarımdan birinde aslında tam da bundan bahsetmiştim. Çünkü sindirilmeyi bekleyen milyonlarca bilgi var.
Kısacası Platon ve Sokrates’in düşüncelerinde çoğu zaman kendi düşüncelerimi buluyorum. Sadece kelimelerin yeri değişmiş oluyor o kadar. Asırlar öncesinde yaşamış düşünürler ile aynı düşünceleri hissetmek bana gerçekten de kendimi mutlu hissettiriyor..Vay bee beni de anlayan, benim gibi düşünen insanlar da yaşamış diyorum.  Onları da bu yüzden çok seviyorum.

Ama biliyor musunuz?

Düşünmek bence ağır bir eylemdir.

Öyle ki bazen düşünmemeyi istersiniz, yani beyninizin düşünme eylemini kendi kendine devam ettirmesinden söz ediyorum. Otomatik pilota alınmış bir uçak gibi, sadece düşüncelerinizin sizi götürdüğü yere gidersiniz. Siz gitmek istediğiniz yere değil. Bu da dayanılmaz bir acı verir insana.

Bu yazıyı okuyup beğendiğinizi varsayarak ek olarak şu yazılarımı da inceleyebilirsiniz :

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (Bu yazıya ilk oyu sen ver)
Loading...
22 yorum :

Bir şeyler söyle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir