Kategori: Gündelik

Bakkala diye çıkıp otuz yıl gelmeyesim var

Ara sıra uzaklara, hatta çoook uzaklara gitme isteğinin birazcıkta olsa hepimizin özlemini çektiği şey olduğunu düşünüyorum. Ama her seferinde bu düşünce bir anlık gelirrrr ve geçer. Nereye gidecem lan… Gitsem nolacak… Ne değişecek sanki… gibi gibi sözlerle kendi kendinize otur oturduğun yerde dersiniz. ”İnsan yaptıklarından çok yapmadıklarının pişmanlığıyla ölür” diye bir söz var. Ya da

Başkalarına kendi acılarınızdan söz etmek

Başkalarına kendi acılarınızdan söz etmek ne kadar mantıklı? Bazı insanların aşırı derecede iyimserliği aslında beni deli ediyor. Bir bakıma şöyle düşünmeden edemiyorum. Bu bazı insanlar dediğim kimseler, bir eli yağda öteki balda yaşarken, aynı zamanda hayata pozitif bakmanın doğru olduğunu savunuyor. Kendilerini bu savundukları düşünceye öylesine kaptırmışlar ki, dünyada acı çeken kimseleri görmeyecek kadar kör

Sancılı ruh

Bazıları hayallerle yaşar. Öylesine kapılır ki bu hayallere, bir yerde gerçeklik algısını yavaş yavaş yitirmeye başlar. Bazıları ise; daha gerçekçidir. Olana odaklanıp, olmayanın peşinden gitmezler. Bu iki insan birbiriyle hiç geçinemez. Çünkü hayalciler genellikle umut dolu olurken, gerçekçiler daha somut şeylerle yaşar. Yine hayalcilerin tamamı, sırf bu yüzden gerçekçileri karamsar olarak görür. O an gerçekçiler

Can sıkıntısından saçı üç numara kestirmek

Bu benim çooook uzun yıllar önce, lise yıllarımda edindiğim bir alışkanlık. Nasıl göründüğümün, düşüncelerimin yanında pek önemli olmadığına inanırdım. Bu yüzden o yıllarda okuldaki diğer öğrenciler, saçları kaypak kaypak jöleli kafalarla okula gelirken, ben ara sıra üç numara kestirirdim. Yalnız değildim elbette… Biz üç kişiydik… Bedirhan, Nazlıca… Yok yok… Biz iki kişiydik aslında. Arka sıralarda

Yaş otuz yolun yarısı mı gerçekten?

Oha lan 30 mu olduk! Olduk kardeşim hem de çok çabuk olduk valla. Hep söylerim 20 ile 30 arası nasıl geçti anlamadım diye. Yalnız başkaları da aynı şeyi söyleyince düşünmeye başladım. Niye bu yaş aralığının nasıl geçtiğini anlamıyoruz acaba?  Hiç düşündünüz mü bunu? Belki saçma gelecek ama ben bunu şuna bağlıyorum. Tam 20 li yaşlarda

Eve geç kalma!

Düşünsenize 25 yaşındasınız ve gece geç saatlerde arkadaşlarınızla bir mekanda takılıyorsunuz. O anda telefonunuz çalıyor ve telefondaki ses size ”ne zaman geleceksin, çok geç kalma” diyor. Arayan kişi muhtemelen anneniz ya da babanız. Bunu duyan bir kaç arkadaşınız ise, şaka ile karışık ”sütünü içte yat ana kuzusu” gibi söylemlerde bulunuyor. Yahuu işte bizim valde… deyip

Kedi

Bugün içimde bir burukluk hissettim. Nedeni ise bir kaç aydır hiç uğramayan ve birdenbire ortadan kaybolup sırra kadem basan kedimin yokluğuydu. Evimiz bahçeli olduğundan, ev içinde beslemiyorduk. Hem annem de izin vermiyordu zaten. Bu yüzden çoğunlukla bahçede bakıyordum. Ama kedi işte, kafasına esiyor sokaklarda geziyor, daha sonra yine bahçeye geliyordu. Haftanın 3-4 günü kesinlikle bizde

Ahhh şu gece yarıları yok mu? 

Ahhh şu gece yarıları yok mu? İnsana hep istemediği şeyler yaptırıp, istemediği düşüncelere daldırıp ve istemediği şeyler yazdırıyor. Madem bu kadar istemiyoruz o halde neden düşünüyoruz? Ya da neden kendimizi bu düşünceleri yazıya dökerken buluyoruz? Aslında hiç öyle varoluşçu bir tarafı yok bu yazının. Zira varoluş üzerine düşünceler bile, pas tutmuş tenekelerden farksız geliyor artık.

Bir söz insanın neresinden doğar?

Ara sıra dünyevi işlerden kendimi soyutlayıp dağ bayır insan kalabalığını terk etmek geliyor içimden. Bir şeyler yazayım diye kenara çekilmek istesem de kendi savaşımı veriyorum her seferinde. Aklıma soruyorum. Olayları gerçekçi bir süzgeçten geçiriyor. Kalbim ise daha duygusal yaklaşıyor bir çok şeye ve ara sıra aklımın verdiği cevaplara karşı çıkıyor. Sahi bir söz insanın neresinden