Kategori: Gündelik

Blog yazdığım için ödediğim bedel

Blog yazmak bir yana, bir şeyler yazabildiğim için kendimi mutlu hissediyorum. Bir yerden sonra yazmanın benim için tıpkı yemek-içmek gibi zorunlu hale geldiğini hissettiğimde artık yazmadan duramayacağımı da anladım. Böceklerle beslenen bitkileri bilir misiniz? Bitki etrafına öylesine güzel kokular yayar ki; böcek bu kokuya dayanamaz ve bitkinin pençesine düşer. Böylece bitkiye yem olur. İşte blog

Çocuk Gözüyle Dünya

Çocukluk anılarımdan aklımda kalan bir şey Bugün biraz eskilere gittim nedense. Yaşlanıyor muyum ne? Bu aralar eskilere gidip geliyorum öyle. Dünya’ya kocaman olarak ışınlanmadığıma göre, benim de bir çocukluğum var neticede. Henüz ilkokul çağlarındayken bir sınavda öğretmenimiz şöyle bir soru sormuştu: Daha doğrusu yapmış olduğu sınav kağıdında olan bir soruydu bu. Aşağıdakilerden hangisinde anlam bozukluğu

Ölüler Sokağından İntihar Notları

Aklımdan geçenleri yazmadan önce blog adımı sadece kişisel blog yerine pek de kişisel olmayan blog olarak değiştirmemin doğru bir karar olduğunu bugün yazmak istediklerimle daha iyi anladım. Biraz kişisel olan bir blog için başka ne denirdi bilmiyorum çünkü. Bugün sizlere benim için mühim olan bir sırrımı ifşa edeceğim. Geçenlerde blog yazarlığı ile ilgili yazdıklarımı hatırlıyor

En son ne zaman sarılmıştık?

Bazı akşamlar eve gittiğimde yemeğimi yer ve köşedeki sevdiğim tekli koltuğuma geçerim. Kahvemi çayımı orda içer, kitabımı orda okur, o koltukta uyuya kalırım. Benim koltuğum ve benim köşemdir orası. Bazen anneme ve kardeşlerime takılır gözlerim, onlara uzuun uzun bakarım.  Bir gün ölüp gidecekler ya da ben onlardan önce öleceğim diye garip bir his kaplar içimi.

Oku da insanlığını sorgula

Ben insanları pek sevmem aslında, çoğu iki yüzlü gelir bana. İçten içe çoğuna da nefret duyarım. Baktığım zaman anlarım, gözlerinin içine bakarım çünkü ben adamın. Çoğu insan da beni sevmez, buna blog yazanlar da dahil, kimseden bir çekincem olmadığından lafımı kimseden esirgemem. Bu yüzden de sivri dilim pek hoşlarına gitmez. Geçenlerde Sedat abinin dükkanına uğradım.

Gitmek mi zordur kalmak mı bilinmez?

Hepimiz birilerini geride bırakmış ya da bizi geride bırakmışlar ardından baka kalmışızdır. Hayatın cilvesi midir nedir bilmem ama bu durumu sanırım her insanoğlu yaşamıştır. Evlenen kız ailesini geride bırakır düğününde yüksek yüksek tepelere falan çalarken ağlar. Anlar ki bundan sonra ayrı bir evde yaşayacağım. Askere giden çocuk ağlar belki geri dönemem diye. Onu gönderenler de

9 Numaralı Yolcu

Az önce İskenderun otogarından yola çıktım. Bloguma ilk defa bir otobüs içinden bir şeyler yazıyorum. Her seferinde muavinden hiç bir şey istemeyen tek yolcu ben olmuşumdur. Su dışında hiçbişey. Geçen hafta bugün de aynı otobüsteydim ve aynı muavin vardı. Otogara gelmek için de aradığım duraktan aynı taksici gelmişti. Belki inanmayacaksınız ama geçen hafta anlattığı sıkıcı

Geçen yine Wroclaw da geziyorum

Geçenlerde Wroclaw da geziyoruz beş on arkadaş. Harbi ilk gördüğümde çok hoşuma gitmişti. Böyle renkli renkli kartondan ev gibi yapıları var. Günlük gezi olduğu için fazla durmadık tabi. Bir de topluluk gezileri olur ya hani. Hep uyuz olduğum gezilerdir. Mecburiyetten işte. Herkes bir yere gitmek istiyor, ama aynı zamanda kimse hiç bir yeri doğru dürüst

24 ay taksitle bi bok almayın

24 ay taahhütle telefon almıştım tabi ödemeler de 140 tl falan. Telefonu almam da ayrı bir olay olmuştu zaten. Gece hiç uyumamışım ne zamandır da şu paketimi değiştireyim deyip duruyordum. Paketi değiştireyim diye gittim. 2000 tl lik telefon aldım çıktım. Telefon kutusuyla falan elimde duruyor. Otobüse bindim ama iç sesle de kendi kendime konuşuyorum. –

Beyin bey

Beyin bey ile adam oturup konuşmuşlar ama beyin sigara dumanı yüzünden felç geçirmiş durumda oturduğu koltuktan sürekli götü aşağı doğru kayıyormuş dinleyemiyormuş bile adamı. Adam ısrarla bir şeyler söylüyor dinlemesi için beyin beyi zorluyormuş. Hatta yakasından tutup çekiştirirken Beyin bey in gömleğindeki düğmeyi koparmış. Birden atarlanıp yeter lan diye bağırmış beyin bey. Ne bu böyle