Hayat yolunun çelimsiz yolcuları

İlk kez bir yolculuğa çıktığımda kendimi kaybolmuş yabancı turistler gibi hissetmiştim. Nereye gittiğime dair hiçbir fikrim olmasa da, nedensizce gitmek zorunda olduğumu biliyordum. Her yer karanlık ve hiç ışık yoktu. Bir müddet sonra gözlerime inen perdenin usulca aralandığını fark ettim ve karanlık zannettiğim gökyüzünü, sadece gözlerim kapalı olduğu için göremediğimi anladım. Yürümeye devam ettim.

Gökyüzünde; ne bir yıldız, ne güneş, ne ay, ne de bulut, hiçbir şey yoktu. Hatta gökyüzünün mavisi, turuncusu, hiçbir rengi de yoktu. Belirsizlik ve endişe içinde yürümeye devam ediyordum. Yürüdüğüm yolun iki tarafı da altın sarısı diyebileceğim saman renginde çiğ bir araziydi. Ara sıra hafif üşüten rüzgarı, ara sıra da içimi ısıtan havaları vardı bu yolculuğun.

Daha fazla yürüyemeyecek olduğumu anladığımda karnımın gurultusuyla mola vermek için yol kenarında oturdum. Yanımda hiç yiyecek ya da içecek yoktu. Belki aptalca gelebilir ama böyle bir yolculuğa daha önce çıkmadığım için, tecrübesiz bir yolcu olduğumu inkar etmiyordum. Açlığa daha fazla dayanamayarak dizlerimin üzerine çöktüm ve yumruklarımı toprağa sert bir şekilde vurdum. Hırsımı alamadım topuklarımı da vurmaya başlayarak zemin üzerinde zıplamaya başladım. Daha sonra Tanrı sesimi ya da haykırışımı duymuş olmalı ki, gökyüzünden yemekler yağmaya başlamıştı. Yiyebileceğimden de fazla yemek olduğunu görünce sevinçle her birinden azar azar yedim. Karnım iyice şişmişti. Yanımda çadır ya da uyku tulumu benzeri bir şey olmadığı için yol kenarında bir yere uzanarak tok karınla güzel bir uyku çektim.

Uyandığım anda sanki hiç uyanmamış gibiydim.

Çünkü hava hep aynı havaydı. Zaman sanki orada dondurulmuş gibi yola devam etmemi söylüyordu bana. Üç ay sonra her şeyin belirli bir rutin içinde gittiğini az çok anlamıştım. Karnım acıkınca yumruklarımı yere vuruyor, uykum gelince yol kenarında uyuyordum.

İlgini çekebilir :  Öykü : Flu Kadın

Bazen sonsuza kadar bu durumun böyle devam edeceğini düşünüyordum. Çünkü aradan tam altı ay geçmesine rağmen yürümeye devam ediyordum. Fakat o gün ilk defa tuhaf bir şey oldu ve gökyüzünden tuhaf sesler gelmeye başladı. Ne olduğunu anlamıyordum. Bu sanki rüzgarın sesi gibi olağan, bir o kadar da sıra dışıydı. Fakat sürekli gelmiyordu bu sesler. Ben ne zaman uyuyacak olsam ya da yumruklarımı toprağa vursam garip bir şekilde bu anlam veremediğim sesleri duyuyordum.

Bu seslerle birlikte yolculuğumda bir çok şey de değişmeye başlamıştı.

Etrafımda görmeye alışık olduğum kurak arazi yerini rengarenk çimlere bırakmıştı. Her şey güzel ve eğlenceliydi. Sanki yolun daha da ilerisinde, daha güzel şeyler olacakmış gibi adımlarımı daha bir hızlı atmaya başlamıştım. Bir müddet daha yürümeye devam ettiğimde karşıma ilginç bir tabela çıktı. ”Yola devam etseniz de, etmeseniz de buraya bir daha dönemeyeceksiniz” yazıyordu. O yüzden bir an geri dönmeyi düşündüm. Tabelayı bir adım geçtikten sonra uzaklara doğru baktım ve gerçekten geri dönmeyi isteyip istemediğimi sordum kendime. Bunca eziyet, bekleyiş geri dönmek için olamazdı. Bu yüzden ilerlemeye ve yola devam etmeye karar verdim.

Birden bire göğün yıkılır gibi olduğunu ve ayaklarımın altındaki toprağın kaydığını hissettim. Soğuk soğuk terlemeler, kalp atışlarımın hızlanması ve bacaklarımın titremesi yolun sanki sonuna yaklaştığıma işaret ediyordu.

Korkuyordum.

Dünya’nın sonuna geldiğimi ve öleceğimi anlamıştım.

Yol bitmişti artık. Her şey yerle bir olmaya başlamıştı.

Yumruklarımı yerlere vursam da nafile, fayda etmiyordu. Avazım çıktığı kadar bağırdım ve her yerin tamamen yıkılmasıyla ben de öldüm.

Sonra gözlerimi tekrar açtım ve kendimi bir kadının şefkatli kolları arasında buldum.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (Bu yazıya ilk oyu sen ver)
Loading...

Bir şeyler söyle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir