Nesli tükenmiş bloglar

Nesli tükenmiş bloglar! Sanırım tek ve en büyük sorunumun topluma ayak uyduramamak olduğunu artık anladım. Çevremdeki insanların hali tavırları bile öylesine garip geliyor ki, çoğuna anlam veremiyorum. Belki de bir şeyleri akışına bırakmak doğru bir seçimdir bilmiyorum. Fakat düşüncelerim buna izin vermiyor. Çünkü blog yazıp okuyan insanların bile, samimiyetine inanamıyorum artık. Eskiden böyle değildi halbuki.

İçsel devrim ve insan hayatı

Gençlik ve yaşlılık olarak, insan hayatını iki ayrı bölümde ele alabiliriz. Birinci bölüm; birikim yapma, ikinci bölüm ise; yapılan birikim ile yaşama evresi. Burada birikimden kastım, kesinlikle maddi kazanç değildir. Çünkü kazanılmış her bir deneyim ve bilgi de, kişi için bir yatırım ve birikim değerindedir. Bu tıpkı; yemek sonrası sindirme durumunun gerçekleşmesine benzer. Fakat öncesinde

Yazmasaydım çıldıracaktım!

Kelimenin sonuna gelen -mamak -memek eklerinin, hep hüzünlü birer hikayesi olduğunu düşünmüşümdür. Gitmek isteyip gidememek, söylemek isteyip söyleyememek, yazmak isteyip yazamamak diye uzayıp giden serzenişler. Bazı insanlar yaşadığı hayatı tam anlamıyla görmeye başladığında, doğmamış olmayı diler. Ben o insanlardanım aslında, ben o bazılardanım. Hayatta çoğu zaman hep ilerlediğimi düşünürdüm. Ta ki sona vardığım yerin, beni

Suskun çiçek

Suskun çiçek – Ne vardı bu kadar içecek be adam. Oldu olacak meyhanede uyusaydın bari. Neyse ki sağ salim evin yolunu bulabildik. Merdiven ışıkları da her zamanki gibi yine yanmıyor. Ne zaman yandı ki zaten? Cimri yönetici bir elektrikçi çağırıp da baktırmadı şu lambalara. Her yıl kiraya zam yapmasını biliyor ama. Tabi tuzu kuru. Karısının

Kim ulenn bu el alem?

Hepimiz kendi hayat hikayemizin sefili ya da kahramanıyız. Yaşadığımız hayat, tıpkı bir roman gibidir her birimizin. Başkalarına anlata anlata bitiremeyiz. On sayfa sonra başımıza geleceklerden habersiz, sadece Tanrı’nın biçtiği rolleri oynarken buluruz kendimizi. Satrançta bir taş, seslerde bir nota gibiyiz aslında biraz. Kağıt üzerindeki notalar gibi, bizimde hayat karşısında bir duruşumuz vardır. Bu duruş kendimizin

Blogger kullanıcıları neden DISQUS tercih etmiyor?

Blogger kullanıcıları neden disqus tercih etmiyor işte başlıca nedenleri : Uzun süredir (since 2012) google veritabanında barındırılan blogger sistemi ile blog yazıyorum. Halimden hayli memnun olduğum ve açıkçası birazda host işlerine bulaşmak istemediğim için blogger kullanmak işime geliyor. Arada wordpress sistemine geçsem mi diye düşünsem de, sonrasında kendimi otur oturduğun yerde derken buluyorum. Herkesin kendine göre

Dost dediğiniz nedir bilir misiniz?

Bazı insanlara baktığınızda beş dakika da anlarsınız ne mal olduğunu. Bazılarını da ömür boyu tanısanız da anlamazsınız. Anladığınızı sanırsınız ya da anladığınızı düşünerek kendinizi kandırırsınız. Herkes biraz anlaşılmaz mı? Yoksa ben mi geri zekalıyım söylemlerini de aklınızdan geçirmeden edemezsiniz. Sonunda ise kendinizi şu sözü söylerken bulursunuz : İnsanoğlu işte çeşit çeşit. İnsanları anlaşılmaz olarak nitelendirmek,

Gece yarısı sayıklamaları : Affet Beni Dostoyevski

Şu anda uzamış sakallarımı kesmek için lavaboda olmam gerekiyor. Ucuz jiletlerin bıraktığı bir kaç küçük kesik ile ardından sürülen limon kolonyasının cildimi yakması belki de hoşuma gitmiyor. Belki de sadece tembelliğimden dolayı, şu anda tıraş olmak yerine oturmuş bir şeyler yazıyorum. Az evvel elime aldığım Çavdar Tarlasında Çocuklar adlı kitabın, yarım bıraktığım kısmından devam etmek

İnternet Üzerinden Radyo Yayını Deneyimlerim

Alo, alo, deneme, deneme.. Deneme, bir, iki, üç.. Deneme, deneme.. Bu kulaklık çalışıyor mu bilmiyorum. Beni duyan birileri var mı, onu da bilmiyorum. Bu 2038 sefer sayılı uçağın, pilot kabininden yapmış olduğum bir yardım çağrısı değildir. Sadece mixler sitesinden yapmış olduğum bu dandik yayının, ilk test yayınını gerçekleştiriyorum. Aslında gerçekleştiremiyorum çünkü adı üstünde test olduğu