Hepimiz bu dünyayı altüst ettik her birimiz. Çünkü yaşamanın ne demek olduğunu bilmiyoruz. Yaşamak, var oluşumuz dediğimiz bu adi, sıradan disiplin altına alınabilen şey değildir. Yaşamak tamamen farklı bir şeydir, son derece zengindir. Daima değişir. Ve biz bu ebedi hareketi anlamadıkça yaşamlarımız çok az bir anlam taşımaya mahkumdur. (j.k)

Ben Kimim?

Merhaba değerli ziyaretçi,

Giriş bölümünü hep sıkıcı buluruz biz bilirim.. Kitaplardaki ön sözler gibi okumadan hemence konuya girmek isteriz. O yüzden lafı fazla uzatmadan kısaca kendimden söz edeyim.

Adım Ayhan, 1988 Gaziantep doğumluyum ve memleketim olan Gaziantep’te yaşıyorum. Bir araAntakya Maceramoldu ama şu anda yeniden kendi şehrime geldim. Henüz bekarım ama evlilik adımlarını ufaktan da olsa atmış bulunuyorum.

Ara sıra içimdeki çocuğu cidden aldırmak istesem de ondan kurtulabildiğimi pek söyleyemem. Bu yüzden belki de en fazla çocuklarla iyi anlaşırım. Bir gece arabesk dinleyip 35’liğin dibine vurduktan sonra, ertesi güne Mozart dinleyerek başlarım. Böyle de tutarsızım.

Bu benim
Burada hiç tanımadığım çocuklarla birlikteyim. (En başta)
Burada ise en küçük yeğenim Berkay'la kapışıyoruz.

Aslında hastalıklı bir adamım ben!

Laf olsun diye söylemiyorum gerçekten öyleyim. Her sabah erken kalkmak, en tatlı rüyalarımın reklam araları gibi gelir bana. Aç karnına sigara içmekten nefret etsem de, sigara paketimin yokluğu içimde anlamsız bir boşluk yaratır çoğu zaman. Ne aptalca değil mi?

İlk olarak 2009 senesinde kendime bir blog açtım. Blog yazmaya nasıl ve neden başladım inanın ben de bilmiyorum. Sadece bir şeyleri yazma hissini derinden yaşadığım bir anda kendimi buralarda buldum.

Hayata pozitif ya da negatif değil de ”gerçekçi” yaklaşmayı daha çok severim. En azından yaşadığınız hayal kırıklıklarına daha bir dirençli oluyorsunuz o zaman. Fotoğraf çektirmekten ve gösterişten hiç haz etmem. Bu yüzden elimden geldiğince mütevazi bir yaşam sürmeye gayret ediyorum.

Blog logom neden bir tosbağa?

Kendi karakteristik özelliklerinizi yansıtan en uygun hayvan hangisi diye sorsanız kesinlikle kaplumbağa derdim. Niye bilmiyorum kedilere olan düşkünlüğümü saymazsak belki de en çok sevdiğim hayvan kaplumbağadır. AyrıcaMichael Ende‘nin bir çocuk öyküsü olanSabırlı Sakin Yürür‘ü okuduktan sonra kendi kendime logom kesinlikle tosbağa olmalı dedim.

Ayrıca bir şeye daha açıklık getireyim. Kişisel blog adı altında yazarken aslında kendimden oldukça söz ediyorum. Hatta o yazıların bazılarını sizler için alta ekledim. Beni daha yakından tanımak isterseniz bu yazılara da göz atmanızı öneririm.

Gelecekteki çocuklarıma mektup
Yazmasaydım çıldıracaktım
Blog yazdığım için ödediğim bedel
Gece yarısı sayıklamaları : Affet beni dostoyevski

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Sanırım klişe bir ”hakkımda sayfası” için yeterli bilgiyi girmiş bulunuyorum. Kim olduğunuzu her ne kadar bilmesem de tanıştığıma memnun oldum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir