• Hakkımda
  • Reklam
  • İletişim
  • Arşiv
  • Listeler
    • Sesli Kütüphane
    • Dizi Önerileri
    • Ödüllü Kısa Filmler
Tülsü
Çıplak Yazar | Kişisel Edebiyat Blogu
Uykudan uyandığım bazı sabahlar, dünyayı değiştirebileceğimi düşünürdüm.
Sonrasında çorabımın diğer tekini ararken bulurdum kendimi.
  • Günlük
    • Aforizmalar
    • Gece Yazıları
    • Şiirlerim
  • Hikayeler
  • Deneme
  • Eleştiri
  • Mizah
  • Yaşam ve İnsan
  • Sinemaskop
    • Ödüllü kısa filmler
    • Yabancı dizi önerileri
    • Tavsiye Filmler
  • Araştırma
  • Bloggess
Nereden, nasıl geldin bilmiyorum ama burada bir şey yok ki.. :(
Tüm Sonuçları Gör
  • Günlük
    • Aforizmalar
    • Gece Yazıları
    • Şiirlerim
  • Hikayeler
  • Deneme
  • Eleştiri
  • Mizah
  • Yaşam ve İnsan
  • Sinemaskop
    • Ödüllü kısa filmler
    • Yabancı dizi önerileri
    • Tavsiye Filmler
  • Araştırma
  • Bloggess
Çıplak Yazar | Kişisel Edebiyat Blogu
  • Günlük
  • Hikayeler
  • Deneme
  • Eleştiri
  • Mizah
  • Yaşam ve İnsan
  • Sinemaskop
  • Araştırma
  • Bloggess

İşi Düştü Pezevengin…

Çıplak Yazar Çıplak Yazar
5 Ağustos 2025
Mizah
5 dk.
A A

Geçen gün diye cümleye girilmez. Geçip gitmiştir zaten, o olsa olsa dün olur. Ama hani yazarın canı “geçen gün” diye başlamak ister ya; belirli bir belirsizlik havasında, fi tarihinden bahseder gibi, konuya bodoslama değil de pek bir ılımlı, pek bir mahmurca ve yan yan giriş yapmak ister ya… Hahhh işte tam da öyle bir halde başlamak istedim.

Geçen gün (kusura bakmayın, başlayacağım artık) aklımın ucundan dahi geçmeyen, geçse de “Acaba yine ne işi düştü de arıyor bu adam?” diyebileceğim kadar eski ama bir o kadar da vefalı bir arkadaşım aradı. Telefon açana kadar “acaba yanlışlıkla mı aradı” diye de aklımın kıyısından geçirmedim değil hani.

Telefonu açıp açmamak arasında gidip geldiğim birkaç saniyenin arasında yaktığım sigaranın bitimine kadar mevzu son bulur ümidi ile balkona çıktım.

– Alo, buyur Muhittin kardeşim.

Dememle birlikte, “Abimm nasılsın, özledim, görüşmeyeli iyi misin?” gibisinden pek bir tatlı dille konunun daha en başından “yine işi düştü bu pezevengin” gibi kısa bir iç monolog vuku buldu zihnimde.

– Ev taşıyacağım abi. Müsaitsen sen de yardıma…

Ne demek Muhittin kardeşim! Ben de zaten ne zamandır “Şu çocuk taşınsa da yardım etsem” diye düşünüyordum… demedim tabi.

Bizim memlekette insanın böyle zamanlarda arayacağı hıyar bir arkadaşı olması, herhalde iyi bir şeydir.

Biraz kem küm edip lafı ağzımda geveledikten sonra, eehhhh biraz da insani zaaflarımızın galibiyetiyle, üstüne de katmerli bir hatır gönül derken… Muhittin’in evini taşımak üzere bu Pazar sözleştik.

Ufak bir nakliyeci tutmuş. Zaten pek eşyası da yok: iki kanepe, iki tekli, bir yatak, bir televizyon… Hepsi o kadar. Bir de ıvır zıvır mutfak eşyası. Memur adam sonuçta. Kaplumbağa gibi evi sırtında taşıyanlardan.

Yeni evi temizledik, eşyaları dizdik. En azından kaba eşyaları. En sonunda da yorgunluktan kendimizi koltuklara bıraktık. Yorgunluktan gebermiş vaziyetteyken kurulmak üzere beni dikizleyen elbise dolabı ile flörtümsü bakışmalarımız sırasında, kafamı bir anda diğer yana çevirdim. O sırada gözüm pencerelere takıldı.

– Ulan Muhittin, niye bu evin tüm pencerelerinde sineklik var?

– Sinek vardır abi…

derken ondan tam da beklediğim cevabı verdi. Muhittin iyi çocuk, okumuş çocuk da bu alıklığı genlerine işlemiş ne yapsak olmuyor.
Sinek vardır tabi. Ben de o cevaba kadar ejderha ya da tek boynuzlu unicorn için sineklik çekildiğini düşünmüştüm.
Olsa olsa sinektir yani adı üstünde sineklik. Bir nevi sinek ve sinekgiller türünden her türlü kanatlı, kanatsız için koruma maksadıyla çekilmiş tel.

İkimiz de koltuklarda üstümüzdeki terli elbiselerle uyuya kaldık. Aslında tam dalacak gibi oluyoruz, dalamıyoruz. Çünkü tam da o sırada pusuda yatıp uyumamızı bekleyen ve uzunca süredir bulunduğu alanı mevzi ve bir çeşit yaşam alanı haline dönüştürmüş sinekler ile tanıştık.

Biri gidiyor, öbürü geliyor, öbürü gitmeden diğeri tekrar geliyor. Sivrisinekten dayak yemek kulağa deyimsi ve henüz keşfedilmemiş bir sözcük gibi gelse de bayağı bayağı dayak yedik. Yemesek de yemiş kadar olduk. Yorgunluk var, uykusuzluk var, ısırıklar var. Sabaha kadar ben Muhittin’e. Muhittin emlakçıya güzel güzel sövüp durduk.

Ertesi sabah Muhittin hiç beklemediğim aslında çok takdir ettiğim ve şaşırtan ve fakat pek de şaşırtmayan bir karar aldı.

– Abi ben bu evde yaşayamam. Geri taşınacağım.

Bizimki bir yandan yeni ev arıyor bir yandan da emlakçıyı arayıp depozitoyu geri istiyor. Bu depozito denilen para hemen bir yere bağlanmış olmakla pek bir meşhurdur bizim memlekette. Çok çabuk tutuşup yanması da cabası. O sebeple geri ödeme konusunda parayı ödeyecek olanı ıkındırır. Para bekleyeni de bıktırır.

Emlakçı Allah’tan anlayışlı adam çıktı da bir aylık kiranın yarısını vermeyi kabul edip, depozitonun tamamının üstüne bir güzel uzandıktan sonra “oturmayacaksanız çıkın gidin” diye güzel güzel anlattı. Kapıyı da bir güzel çekti ki, o dandik kapının kol vidası yere düştü.

“Oturmayacaksanız” derken beni niye kattı anlamadım ama pek de anlaşılır türden bir adam olmamasından mütevellit, çok da şee yapmadım.

İki gün sonra başka bir eve taşınmak üzere Muhittin’in eşyaları yeniden yükledik. Ama bu sefer öncesinde eve gidip beraber iyice baktık. Tek bir sineklik bile yok. Kriterimiz sineksiz bir ev olduğundan kapı pencere ne varsa inceledik. Bina biraz eski ama yine de idare eder.

Eşyaları yeni eve taşırken binanın kapıcıyla tanıştık. Adam kaç kez “bişeey lazım mı ağabey” diye sordu hatırlamıyorum.
Biraz da köylü kurnazı bir havası olduğunu sezdiğimden, otogarda zorla elinize çay bardağı tutuşturup valiz taşıyangillerdene benzettim tavırlarını.
Muhittin’e de “olum bu herife dikkat et” diye tembihlemeden edemedim.
Bir hafta içinde iki kez ev taşıyıp tüm işi gücü bitirdikten sonra “hadi kardeşim güle güle otur” deyip Muhittin’in yanından ayrıldım.

Kemiklerim öyle sızlıyordu ki bir haftada kendime gelemedim. Bir hafta geçmesine geçti ama bizim Muhittin’den de hiç ses çıkmadı.
“Arasam mı” dedim bir an. Sonra da vazgeçtim.

Birkaç dakika sonra bir sigara yakıp, bitene kadar da konuşur kapatırım diye aramış bulundum.
– Naptın lan?
– İyi ağbey iyi de…

Bu “de” bağlacının hayrı alamet olmadığı, altından muhakkak bir pislik çıktığı aksinin neredeyse mümkün olmadığı görülmüş duyulmuş şey değildir.

– Deeee ne oğlum?
– Geceleri sürekli kurbağa sesleri geliyor. İleride tarla var oraya geliyorlar heralde.
– Alo abi..
– Aloo…

Çıplak Yazar

Çıplak Yazar

Amatör hikaye yazarı ve sıradan bir dünya vatandaşı. Evrime, dostluğa, sevgiye, paylaşmaya ve hayattaki iyi şeylere inanır. Zamanın en değerli şey olduğuna inanır ve bu yüzden hatırlanmaya değer güzel anılar biriktirmek için yaşar. Hakkımda daha fazla..

Benzer Yazılar

sogan mi patates mi
Mizah

Soğanı mı feda etmeli, patatesi mi?

14 Ağustos 2025
165
Yarım saate ordayım. Sürse sürse ne kadar sürer ki zaten?
Hikayelerim

Yarım saate ordayım. Sürse sürse ne kadar sürer ki zaten?

8 Ocak 2021
1.8k
Ramazan Manicisi | Ramazan Ayına Özel Hikaye
Kısa Hikayeler

Ramazan Manicisi | Ramazan Ayına Özel Hikaye

10 Ağustos 2019
617
İşi Düştü Pezevengin…

Puanım

Yorumunu yaz Yanıtı iptal et

Diğer Yorumlar

YT🌼
Yıldız Tozuvar
6 Ağustos 2025

Sosyoloji, psikoloji ve komedinin dozunda bir karması olmuş. Gülmekle gülümsemek arası gidip geldim okurken. Yazdıklarını okumayı özlemişim. Tebrik ederim yeni yazın için.

1
  • ÇY
    Çıplak Yazar ↳ Yıldız Tozuvar7 Ağustos 2025

    Ben de yorumlarını özlemişim arkadaşım. 🙂

    0
  • Misafir
    Misafiroy verdi2 hafta önce
    ★★★★★Akıcıydı

    Watership Tepesi – Richard Adams Kitap Yorumu

  • Metin METE
    Metin METEyorum yaptı1 ay önce

    Bu tür faydalı içeriklerin devamını bekliyorum.

    Watership Tepesi – Richard Adams Kitap Yorumu

  • Yıldız Tozuvar🌼
    Yıldız Tozuvaryorum yaptı2 ay önce

    'Hayatınızın merkezindeki en güzel koltuğa yerleşip bir güzel kuruluyorlar. Sonra da anne-baba yörüngesinde dönen kendi halinde tatlı, minik birer gezegen…

    Çocuklu Blogger

  • Yıldız Tozuvar🌼
    Yıldız Tozuvaryorum yaptı2 ay önce

    Bu yazını daha önce görmemişim. Onu okuma zamanım bugün geldi sanırım. Evet, sana kesinlikle katılıyorum! Yaşam eylem demektir ve harekete…

    Hayat ve yaşamak üzerine

Son yazıyı oku ve yorumla

Müdavim Dostlar

🌼
Çiçek30+ yorumcular
  • YT Yıldız Tozuvar
  • EE Ece Evren
  • BS Begonvil Sokağı
🍀
Dört yapraklı25+ yorumcular
  • BB Büşra Bayram
  • YY Yağmur Yağar
☘️
Üç yapraklı20+ yorumcular
  • KT Kaystros Tyrha
  • DM Daha Mutlu Yaşam
🌱
İki yapraklı15+ yorumcular
  • KV Karga ve Kız
  • ES ELİF sarı
Logo

ABONELİK FORMU

Yeni yazılardan haberin olsun.

✉️
A Life Hastaneler Grubu
Avrupa Dayanışma Programı
AlaTourqo — Guided Tours from Europe
 

Tüm içerikler Creative Commons BY-NC-ND 4.0 lisansı ile korunmaktadır.
Kaynak göstererek paylaşabilirsiniz | Ticari amaçla kullanılamaz | İçerikler değiştirilemez

  • Mesaj Mesaj gönder
  • Abone ol Abone ol
  • Paylaş
  • Ara Ara

Bu sayfayı paylaş

WhatsApp X (Twitter) LinkedIn Bağlantıyı kopyala
Bağlantı kopyalandı ✓

Sponsor İçerikler

Freelance Ekonomisi ve Uzaktan Yaratıcı Çalışma

Yazarlar İçin Sosyal Medya Stratejileri

Ev Dekorasyonlarının Olmazsa Olmazı Yeşil Bitkiler

Türkiye’nin En İyi Aspavası Seçildi

Adrasan

© 2016 - 2026 ciplakyazar.com | Kişisel Edebiyat Blogu “Dünyada bir başıma da kalsam, oturup yalnızlığımı yazardım.”

Feedback
imunify-bot-check
  • Hakkımda
  • Reklam
  • İletişim
  • Arşiv
  • Listeler
    • Sesli Kütüphane
    • Dizi Önerileri
    • Ödüllü Kısa Filmler
Mail abonesi ol
DESTEK OL

© 2026 Çıplak Yazar - Kişisel Blog