Her gün internet ortamında sayısız içerik görüntülüyoruz. Telefonun ekranına bakarak geçirdiğimiz süreyi X ömür olarak hesaplasaydık ortaya eminim korkunç bir rakam çıkardı. Gelin bu korkunç rakamın hiç olmazsa bir kaç dakikasını en verimli şekilde tüketelim.
1 – Akrepler hakkında ilginç bir bilgi

Çoğumuzun tiksinerek baktığı görünce ıyyy deyip tüylerimizi diken diken ettiği örümcekler ve akrepler hakkında yeni bir şey öğrendim. Meğer akrep yavruları doğar doğmaz genellikle annelerinin sırtına tırmanmaya çalışırmış. Bu durum genlerle kontrol edilen, içgüdüsel bir davranış olarak görülüyor. (memeli yavrularının, anne memesi emmesi gibi) Yavruların anne sırtında kalma süresi de 1-2 hafta kadar sürüyormuş. Çünkü bu süre aynı zamanda yavruların ilk zırh değiştirme süresine eşit. Anne akrep, yavruların beslenme işini, kendisi beslenirken arada bir iki tırtık vererek yaparmış. Yalnız şöyle bir şey daha var. Eğer çok acıkır da yiyecek bir şey bulamazsa, kendi yavrularını afiyetle yermiş.
Evlat katili anne akrep!
Ama işin elbette bilimsel bir açıklaması da var. O da evrimsel süreçte hayatta kalmanın, üremeden önce gelmesi.
2- Gislaved deyip geçmemek lazımmış!

Normalde bu ayakkabılara genel tabir ile ”lastik ayakkabı” denir. Ama aslında ismi Anadolu’da cızlavet, cislavet diye de biliniyor. Bu ismi nereden aldığı da hayli ilginç. Çünkü Gislaved, aslında bir İsveçli oto lastiği markası olmasının yanı sıra yine İsveç’te bir bölgenin adı…
Biz niye gislaved demişiz peki?
Bu lastikler zaman içerisinde dünyaya ve ülkemize kadar yayılıyor. Neden ve nasıl olduğu pek bilinmese de Türkiye’deki insanlar da ayaklarındaki lastik ayakkabılara dolaylama yoluyla gislaved demeye başlıyor. Hatta hâlâ Anodolu’nun bazı kesimlerinde görebilirsiniz. Giyen kişiler genellikle iç kısımlarına isimlerini yazarlar.
Denemedim ama yol tutuşunun iyi olduğuna eminim.
3- USB Bellek mi oluyor o?
Hiç unutmam 2 gb taşınabilir USB aygıtları ilk çıktığında 40-50 tl gibi bir para vermiştim. Hatta markası da kingstondu. Yani yeni yeni yayılmaya başladığından gören o ne falan diyordu. Haliyle fiyatı da pahalıydı. Zaman geçtikçe teknoloji ucuzluyor sanırım. Yani 50-60 sene önceye gidersek bunu biraz daha iyi anlıyoruz gibi.
Bu gördüğünüz fotoğraf 1956 yılına ait.. IBM firması tarafından üretilen 5 MB (megabayt) hafızaya sahip bir belleğin, satın alan bir firmaya postalanmak üzere bir araca yüklenmesi sırasında çekilmiş. 5 MB nedir yahuuu! Bir adet mp3 anca yani, iki tane bile değil.

Fotoğrafta da gördüğünüz gibi, bu 5 MB lık bellek 4-5 kişi tarafından taşınıyor ve kamyonla kullanıcılara gönderiliyormuş. Bu tarihte MB başına 9200 Amerikan Doları (USD) harcıyorlarmış. Yani şu gördüğünüz bellek, zamanın parasıyla 46.000 dolara mal oluyormuş! Günümüz parasıyla bu, 79.000 dolar civarına denk geliyor! O zamanlar bu kadar para verip karşılığında 5 MB alan kullanıcıların ne yaptığını cidden merak ettim. Hosting şirketi falan mı kurmuşlar?
4- Yaralı atlar neden vurulur?

Bu benim hep kafama takılan bir soruydu aslında. Yani bakınca teknoloji gelişti her şey değişti diyoruz ama, bir hayvanı bile tedavi edemiyor muyuz? Bazı filmlerden de aşinayızdır aslında bu sahneye, at sakatlanır sonra bir çifte ile çekip vurulur falan… Neymiş efendim acı çekmesin diyeymiş… Konuyu bilimsel makaleler paylaşan bir sitede araştırdığım için ”yaralı atlar neden vurulur” sorusu yöneltilen bir veterinerin kendi ağzıyla nasıl cevapladığına bir bakalım.
Ne yazık ki atların bacaklarındaki yaralanmaları, hayvanın ağırlığı yüzünden tedavi etmek oldukça zordur. Hayvanın kırılmış kemiğini yerine oturtmak, yine hayvanın cüssesi yüzünden oldukça zordur. Bir at bir ton kadar ağır olabilir. Yaralı bir hayvanı taşımak ise hem hayvan, hem de onu taşıyanlar için oldukça tehlikeli olabilir. Daha sonra kırık bölgeyi sabitlemek gerekiyor. Fakat veterinerler bunun için, insanlar için kullanılan alçı kullanılıyor. Ne daha büyük alçı ne de vidalar var.
Özetle biz de fazla uğraşmadan öldürelim gitsin diyorlarmış yani. Bence ölümcül bir hastalık (belki onun da çaresi vardır ama biz bilmiyoruzdur) dışında her şeyin çaresi olacağına inanıyorum.
5- Uyku önemli!
İnsan neden uyur, uyumasak ne olur gibi sorulara cevap bulabileceğiniz faydalı bir video.
https://www.facebook.com/bilimturkiye/videos/726866607481391/
6- İlk bilgisayar programcısı meğer bir kadınmış!
Çok rica ediyorum ”ne var yani olamaz mı” gibi sözlerle kabarmış feminist duygularınızı lütfen başka yerde açığa çıkarın. Çünkü meğer bir kadınmış derken sadece şaşırdığımı belirtmek istedim o kadar.

Augusta Ada King, Lovelace Kontesi (10 Aralık 1815 – 27 Kasım 1852), Augusta Ada Byron adıyla doğan ve günümüzde yaygın olarak Ada Lovelace adıyla bilinen, İngiliz matematikçi ve yazardır. Esas olarak Charles Babbage’in erken dönem mekanik genel amaçlı bilgisayarı Analitik Makine üzerindeki çalışmaları ile bilinir. Makine hakkındaki notları, bir bilgisayar tarafından işlenmek üzere yazılan ilk algoritmayı içerir. Bundan dolayı genel kanı dünyanın ilk bilgisayar programcısı olduğudur.
7- Harese ne demek?
Zülfü Livaneli’nin Huzursuzluk adlı kitabında ”Harese” kelimesi şöyle tanımlanmış:
Kitabı okumuş gibi hava atmıyorum okumadım çünkü. Sadece bu kısmı bir yerde denk gelip okumuştum. Hayli tuhafıma gittiği için yazıma bunu da ayrıca eklemek istedim.
Harese nedir, bilir misin oğlum? Arapça eski bir kelimedir. Bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir. Harese şudur evladım: Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür; o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar.
Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kan dikenle karışınca bu tat devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. Bunun adı haresedir. Demin de söyledim, hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. Bütün Ortadoğu’nun âdeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.
Bitti.
Hepsi bu kadar.
Ünlü yazar ve düşünürlerden ortaya karışık yazısını da okumanızı öneririm.







Muhammet - 3 hafta önce
Canavarla savaşırken canavarlaşmamak, modern zamanların en büyük ve en sessiz kahramanlığı sanırım. Manava kanmak, ruhun saflığını korumanın en ucuz bedeli…
Bir yol! (Herkes ve hiç kimse için)