
Geçenlerde bir arkadaşım; sevdiğim bir şarkıyı AI ile editleyip whatsapp üzerinden gönderdi. Fena değildi ve merakıma yenik düşüp hangi AI uygulaması ile yaptığını sordum. Google Play Store’den Suno uygulamasının linkini gönderdi. İndirdim ve amatör birkaç çalışma yaptım. Özellikle Custom özelliği çok kullanışlı geldi. Müzik tarzı+sözleri de ekleyince harika kombinasyonlar üretiyordu.
Birkaç çocuk şarkısı, birkaç Orhan Veli şiiri ve yeni sözlerle yaptığım çalışmalardan sonra bir şey fark ettim. Arka plan, altyapı, enstrümanlar, harika gitar sololar her şey mükemmel ve de kusursuzdu. Yine de eksik olan bir şey vardı. O da insan elinden çıkan minik kusurlar. Bu kusurlar özellikle de dinlediğimiz şarkılar üzerinden düşününce aslında kusur olmaktan çıkıp, şarkıyı bir bütün haline getiren detaylardı bana göre. Arada alınan nefes, minik ritim kaçışları, o duygu, bestenin hikayesi, yaşanmışlıklar üzerine yazılan sözler…
AI kusursuzdu ama bunların hiçbirini karşılamıyordu. Dolayısıyla aynı tadı alamıyoruz. “Bir şey eksik ama ne” deyip duruyoruz. Eksik olan şey; kusursuzluğun yarattığı hissizlik. Çünkü gerçek bir şarkıyı ölümsüz kılan şey algoritmalar değil, yaşanmış acılar ve dostluklardır. Tıpkı müzik tarihinin en ikonik şarkılarından biri olan Hey Jude gibi…
X (Twitter) hesabımı takip ediyorsanız, birkaç gün önce her hafta bir sanatçı seçip bütün hafta boyunca onun eserlerini dinlediğimi paylaşmıştım. Bu hafta ise The Beatles takılıyordum. Hey Jude zaten bayıldığım eserlerden biri. Ancak şarkının bir hikayesi var mı yok mu açıkçası bilmiyordum. Yaptığım birkaç küçük araştırmadan sonra öğrendim.
Hikaye de şöyle: The Beatles grubunun efsane ismi John Lennon, Yoko Ono adında bir kadına aşık oluyor ve eşi Cynthia’dan boşanmaya karar veriyor. Hatta bazı yerlerde grubun dağılmasının sebebi olarak Yoko Ono’nun suçlandığı da yazılıp çizilmiş. Bu boşanma süreci çok yıpratıcı geçiyor. Zaten hangi boşanma değil ki! Her neyse… Ancak adamın bu sırada çocukları da var.
Biri de 5 yaşındaki Julian!
Paul McCartney (The Beatles grubunun bir diğer üyesi) bu boşanan arkadaşının da gruptaki en yakın dostu. Çocukların da bir nevi manevi amcası diyebiliriz. Özellikle de 5 yaşındaki Julian ile yakın bir bağları var.
Çocuğun velayeti annesine verildiğinden babasız büyüyecek olmasına çok üzülüyor Paul. Bir akşam Julian’ı teselli etmek için arabasına atlayıp evlerine ziyare gidiyor. Yolculuk sırasında da kafasında Julian’a destek olmak, ona bu zor zamanlarında bir parça olsun umut vermek için bir şarkı mırıldanıyor. İşte tam o sırada dilinden Hey Jude şarkısının ilk dizeleri dökülüyor.
“Hey Jules, don’t make it bad, take a sad song and make it better…” (Hey Jules, işleri kötüye götürme, hüzünlü bir şarkı al ve onu daha iyi hale getir…)
Jules kelimesi kulağa biraz sert geldiği için de Jude olarak değiştiriyor.
İşte alın size yaşanmışlık.
Şimdi hangi AI uygulamasına girip, annesi ve babası boşnmak üzere olan bir çocuğu teselli edecek bir şarkı bestele diye nasıl bir prompt yazmalıyız?







Bir insanın yüzündeki çizgiler , kırışıklıklar ve göz altındaki morluklar. Bir hayvanın vücudundaki yaralar. Bir ağacın kolundaki çürümüş dallar. Bunlar insana ilk bakışta bir anlam ifade etmediğini düşündürebilir. Ancak her kusur yaşanmışlık kokar ve gerçeğin garantisi gibidir. Farketmesek de güzellikler içindeki kusurlara aşığız. Bir şarkıcıyı dinlenilebilir yapan şey güçlü sesi , anlamlı sözleri ve gerçekliğinin garantisi olan şarkısının içindeki kusurlarıdır.
Yapay zekaya da kırışmış bir yüz , gerçeğe yakın bir ağaç çizdirebiliriz ama bu taklitten öteye gitmez.
Yapay zeka bizler için ütü , çamaşır makinesi olmalı ancak bir John Lennon ya da Bob Ross rolüne sokmamalıyız.
Eleştiri yazınızda bu ayrımı yapabilme farkındalığını bana gösterdiğiniz için müteşekkirim.
Bizler hata yapmayız; sadece mutlu, küçük kazalar yaparız 🙂
‘Buraya küçük, mutlu bir ağaç çizelim..’
Yorumunuz bana Sadri Alışık’ın bir anısını hatırlattı. Bir gün bir kaza geçirmiş ve yüzünde ufak tefek çizikler (yara bere) olmuş. Estetik ameliyat yapmayın onlarda benim yaşanmışlıklarım var diye de özellikle tembihlemiş.
O dönem Ses Dergisi arşivlerinde paylaşılan sözü:
Sonrasındaki yıllarda yapılan bir röportajında ise:
Bir diğer aklıma gelen şey ise; arabalar filmindeki paslı Mater. Hani şu çok konuşan ve neşeli olan emektar araç çekicisi. Bir sahnede arkadaşı gel seni yenileyelim motor bakımı, kaporta bakımıyla gıcır gıcır olursun diye teklif ediliyor. O da aynı sebeple reddediyor. O izlerde ya da kaportasında olan göçüklerde birer anı ve yaşanmışlık olduğunu, onları düzeltmenin bu anıları silmekle eş değer olduğunu söylüyor. Görebilene çok ince detaylar doğrusu. Kırık Oyuncaklar sepeti başlıklı yazımda da yine bu konudan bahsetmiştim.