Çocukluk, çitlerle çevrilmemiş bir özgürlük bahçesidir. Düşünce atları özgürce koşar orada.
Bir arkadaşımın ısrarla okumamı isteyerek ödünç verdiği kitabı, nasıl olduysa bir türlü fırsat bulup okuyamasam da, aylar sonra elime alıp bir çırpıda bitirmiş olmanın mutluluğu içinde yazıma başlamak istedim. (Cümle uzun oldu ama inadına silmeyeceğim; içimden öyle uzuuun uzun konuştum, öyle olduğu gibi de yazdım.)
Kitabı okurken bir şey fark ettim!
Şimdiye kadar bazı olaylara hep yetişkinler penceresinden bakmışım meğer. Oysa şimdiye kadar empati kurmamla övünür, en azından yazdığım için bazı şeyleri görebildiğimi düşünürdüm.
Görememişim demek!
Bu farkındalık açıkçası beni hem mutlu etti hem de üzdü. Mesela etrafımdaki çocuklara ve olaylara daha farklı gözle bakmaya, gözlerinin ardındakini hakikati aramaya başladım.
Hatta bugün köy yolunda bir kızcağız gördüm. Bir elinde şeffaf market poşeti içinde ekmek ve süt, diğer elinde taşımakta zorlandığı çocuk bezi paketi vardı. Paket biraz büyük olduğundan bacağına değe değe yürüyordu. Sonra evde onu bekleyen kardeşini, annesini düşündüm istemsizce. Her çocuğun dışa dönük bir karakteri olsa da, kendi iç dünyası ve o dünyada en az bir yetişkininki kadar olaylar silsilesi barındırdığını gördüm.
Bu sebeple mesleği öğretmenlik gibi çocuklarla iç içe olan her yetişkin bireyin ve özellikle de ebeveynlerin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Gönül ister ki herkes okusun ve çocukların dünyasını biraz daha anlayalım ama pek okuyan bir toplum olmadığımızdan, bu temennim ve bu satırlar çok yersiz olacakmış gibi hissettim. (Yine de yazdım işte)
Kitaptaki favori hikâyelerim:
Kitapta on iki kısa hikâye bulunuyor ve nedense okurken, yazarın bir çocukla oturup sohbet ettiği hissine kapıldığım satırlar oldu. Çocuk ruhuna bu kadar yakın olmanın, anlayabilmenin başka bir açıklaması olamaz gibi geldi. Kitabın adının neden Bana Kuşlar Söyledi olduğunu da okudukça anlamaya başladım.
İçinde birbirinden farklı ve her biri özenle yazılmış hikâyeler olsa da, yine de birkaçını özellikle beğendiğimi söylemeden edemeyeceğim: Şarkısı Çocukluğun, Uyku Koyunu, Sabit Bey’in Spor Ayakkabıları, Destur, Sır: Bir Masal. Özellikle de Sabit Bey’in Spor Ayakkabıları hikayesi, yazarlık ile ilgili olduğundan okurken ayrı bir keyif vermişti. Destur hikayesi ise; adeta balyoz gibi kafama inen çok güçlü hikâyelerden biriydi benim için.
Arka kapaktan bir alıntı:

“Bana Kuşlar Söyledi”, Yekta Kopan’ın kaleminden çıkan, farklı yaşlardan karakterlerin hikâyelerini bir araya getiren bir kısa hikâye kitabı. Can Yayınları tarafından yayımlanan bu eser, ilk olarak 2021 yılında yayımlanmış olup, üçüncü baskısı 2024 yılında yapılmıştır. Kitap, okuru çocuk ruhuna yakınlaştıran ve farkındalık kazandıran satırlarla dolu.







Kitap gerçekten ilgi çekici görünüyor. Bu yazıyı okurken istemsizce aklıma şeker portakalı ve zeze geldi 🙂
Gariptir ama kitaptaki bir bölüm, sanki yazarın değil de başka birinin elinden çıkmış gibi farklıydı. Kötü değildi ama anlaşılması zor ve dağınık bir yazıydı. Şeker Portakalı henüz okumadığım kitaplar arasında olduğundan Zeze’yi hiç bilmiyorum. Ancak bu tarz kitapları şimdiden biriktirip ilerde oğluma okuyacağım kitaplar olarak bir kenarda tutuyorum. 🙂