Nedendir bilmem yıllardır okuduğum bloglar arasında ebeveyn olanlar, özellikle de “Çağatay bugün yürümeyi öğrendi” gibisinden post paylaşanlar ayrı bir itici bulduğum gruptandı. Şöyle bir durup düşününce bu rahatsızlığı kendimce “bize ne Çağatay’ın tuvalet eğitiminden ya da yürümeyi öğrenmesinden” gibisinden atarlı sözlerle yorumlayıp o blogları da pek okumazdım. İnsan kınadığını yaşamadan ölmezmiş. Büyük lokma ye büyük söz söyleme, iğneyi kendine çuvaldızı başkasına, dost dediğin kara günde ya da falan filan…
Bugün iki çocuklu bir blogger olarak geçmişteki bu düşünceleri ne yapsam da paspas altında görünmez bir yere süpürsem diye düşünüyorum. 🙂 Bir yandan da sabit fikirli andavallardan olmadığım için kendimi kutluyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse ebeveyn olduktan sonra tüm planlar altüst oluyor. Çorabımı ters mi giymişim, günlerden Perşembetesi mi pek önemi kalmıyor. Kendinizi bu girdaba bir şekilde adapte edip aynı hızda dönmeye çalışırken, bir yandan da kafayı gözü yarmadan (yerde duran ilk arabam isimli oyuncağa basıp elinizdeki tabakla birlikte tepe taklak olmadan) günü kurtarayım diyorsunuz.
Acayip bir de güdüler çıkıyor ortaya ne idüğü belirsiz… Hayatınızda hiç yapmadığınız şeyler geliyor aklınıza (çünkü aslında saçma şeyler onlar.) ve onları yaparken buluyorsunuz kendinizi. Mesela bebek şampuanı acaba gerçekten çocukların gözünü yakmıyor mu diye kendiniz test ediyorsunuz. Ohh be cidden yakmıyormuş deyince de seviniyorsunuz. Bir gaz sesinden mutlu olabilir mi insan? Ama oluyorsunuz.
Arada güzel şeyler de oluyor tabi. Uyumak üzere olan çocuk hiç ummadığınız bir anda “baba iyi ki varsın seni seviyorum” deyip öpüyor. Dünyada bu duyguya eşdeğer başka bir şey var mıdır bilmiyorum. Pencere önünde akşam işten dönüşünüzü bekliyor mesela. Sizi görünce de el sallayıp sanki sesi, o kalın cam ardından duyulacakmış gibi baba baba diyor. Adımlarınız istemsizce hızlanıyor o heyecanlı hallerini görünce. Bir kuş olup kanat çırpsam da şu pencereye konuversem diye düşünürken, apartman girişinden hızlıca dalıyorsunuz içeri.
Hayatınızın merkezindeki en güzel koltuğa yerleşip bir güzel kuruluyorlar. Sonra da anne-baba yörüngesinde dönen kendi halinde tatlı, minik birer gezegen oluyorlar. Her adımları kayda değer bir anı olurken, unutmayayım diye fotoğraflar çekip herkesten ve dünyadan izole ettiğiniz yazılar yazıyorsunuz.
Diyeceğim o ki Çağatay güzel çocuk! Okumayı sökmesi, yürümesi ya da hızlı şut çekebilmesi bence (artık) gündemi meşgul edecek cinsten önemli bir hadise.








Günümüz dünyasında insana insan olduğunu hissettiren en önemli olgunun ebeveynlik olduğunu düşünüyorum. Her şey çok hızlı, her şey çok dağınık. Ebeveynlik, bu hızı yavaşlatıyor ve dağınıklığı toparlıyor.