✍️ İnsan Neden Yazar? Yazmanın Kökeni ve Yazarların Ortak Noktası Nedir?
Eğer birine “İnsan neden yazar?” diye sorsaydık, vereceği cevaplar yüzeysel olarak diğer insanların vereceği cevaplardan farklı, ancak temelde aynı ortak noktaya sahip olacaktır. Çünkü bireysel olarak yaşadığımız hayatlar birbirinden farklı olsa da, bu tür temel bir “neden” sorusu karşısında vereceğimiz cevaplar kısmen farklılık gösterir. Ancak “insan neden yazar” sorusu, tıpkı “insan neden ağlar” ya da “insan neden kahkaha atar” soruları gibi, temelde aynı ortak sebeplere dayalıdır.
İnsan Neden Yazar ki? Soyut Olanı Somuta Dönüştürme İsteği
Yazmak, kısa ve öz olarak soyut olanı somut olana dönüştürmektir. Burada asıl sorulması gereken soru ise; “İnsan, duygu ve düşünce gibi soyut olanı neden somut bir şekilde açığa vurma isteği duyar?” sorusudur.
Duygu ve düşüncelerimizi, yaşadığımız acıları veya mutlulukları anlatmanın birçok farklı yolu vardır; yazmak ise bu yollardan yalnızca bir tanesidir. Eğer yazma eylemini bir formülle ifade edebilseydik, sanırım ortaya şöyle bir sonuç çıkardı:
Yaşanmışlık – Yaşanmışlığı Dışa Vurma İsteği – Dışa Vurmak İçin Bulunan Yol
Bu formül içindeki son bölüm (dışa vurmak için bulunan yol), hiçbir zaman belirli bir yol olmadığı gibi, kişiden kişiye değişkenlik gösteren bir süreçtir. Bu yüzden kişi, bu yolu seçmeden önce onu keşfeder. Yani aslında duygularını yazarak anlatmayı tercih eden bir insanla, bunu resim yaparak veya müzikle anlatmayı tercih eden insan arasında bir fark yoktur. Sadece birisi bunu yazarak, diğeri ise farklı bir sanat formuyla dışa vurur.
Bir müddet sonra yontulmuş bir kaya parçası gibi, insan kendi duygularını özgün anlatma biçimine kavuşur. Bu, her yazar için benzersiz ve farklı bir yoldur. Örneğin, iki farklı yazarın aynı konu hakkında makale yazdıklarını düşünün. Her ikisi de duygularını aynı şekilde (yazarak) anlatmaktadır. Fakat yazdıkları, onları kendi yollarının birer yolcusu haline getirir.
İnsan Neden Yazma İhtiyacı Duyar?
“İnsan neden yazmaz?” diye düşünmüş olsaydık, bu soru bize; “insan neden yazar, neden duygularını yazarak anlatma ihtiyacı duyar?” sorularının da cevabını verebilirdi.
Çünkü yazan bir insanın, duygularını anlatma biçimi olarak kendine seçmiş olduğu yol yazmaktır. Ama bu yol, yazmayı tercih etmeyen bir başkasının yolu değildir. Bu yüzden, duygularını yazarak anlatmayı tercih etmeyen birinin kafasında, yazan insanlar üzerinden böyle bir sorunun oluşması gayet normaldir.
Yazmak Bir Meditasyon ve Rahatlama Biçimidir
Bu yüzden “Neden yazıyorsun?” ya da “İnsan neden yazar?” sorusuna özetle çoğumuz, “Kafamdaki düşünceleri atıyorum, rahatlıyorum” diyerek cevap veririz.
Şimdiye kadar yazılmış tüm kitapları bir düşünün. Dünyanın bütün kütüphaneleri gözünüzün önünde canlandı mı? Uzun yıllar emek verilerek hazırlanmış bilimsel kitaplar, tarih kitapları, en ünlü romanlar, şiirler ve denemeler… Bu eserlerin arasında, acı ve üzüntüden bahsedenlerin sayısının açık ara farkla önde olduğuna emin olabilirsiniz.
Çünkü mutlu insanların genellikle “dünyayla alıp veremediği” yoktur; onlar sadece yatırımlarının ve günlük yaşamlarının derdindedir. Oysa yazan herkesin (en azından başlangıçta) bu dünya ile çözmek istediği bir derdi vardır.
Che Guevara’nın Bolivya Günlükleri, Dostoyevski’nin Yer Altından Notları, Nietzsche’nin Zerdüşt‘ü, Albert Camus’un Yabancı‘sı gibi eserlerin hepsinin bu dünyayla hiç bitmek bilmeyen bir kavgası vardı. (Ben öyle olduğuna inanıyorum.) Yaşadığı toplumla, platonik aşkıyla, düzensizlikle; kısacası bir şeylerle hep kavga içindeydi bu insanlar.
Hepsi de mutsuzdu ve eğer bu mutsuzluk kendi içlerinde kalsaydı, kanser gibi tüm vücuda yayılıp onları hasta edecek, hatta öldürecekti. Nietzsche’nin sevdiği kadın tarafından terk edildiği dönemde, içinde bulunduğu bunalımı anlattığı (pek bilinmeyen) bir sözü vardır:
“Eğer içinde bulunduğum bu durumu atlatacak bir simya numarası bulamazsam, işim bitik demektir.” – F. Nietzsche
Yani yazmanın özünde, acı ve keder ile yaşamak ve bunu dönüştürmek vardır. Kafka’yı Kafka yapan şey Milena’ya duyduğu aşktı.
Tüm bu insanlar, yazının başında da dediğimiz gibi, duygu ve düşüncelerini aktarmak için yazma eylemini seçtiler. Belki gece yarılarına kadar, boyunları tutulana kadar durmadan yazdılar. Bir şeyleri değiştirmek ümidiyle, içlerindeki tüm o acıyı kustular. Bazen dilsizlerin dili oldular, bazen de kendi öykülerinde gizli birer kahraman…
Eğer siz de duygularını yazarak anlatmayı seçen insanlardansanız, kâğıda dökülen ilk kelime ile bir gün sayfaların yetersiz kalacağını siz de anlayacaksınız. İnanın, bunu tadacaksınız. Ardından sadece acı çektiğiniz dönemlerde değil, mutlu olduğunuz zamanlarda da yazmadan duramayacaksınız. Neşeli hikâyeler eşliğinde sevimli sözcükleri ardı arkasına sıralayacaksınız. Ama yazmaya neden ve nasıl başladığınızı, o acıyı hep hatırlayacaksınız.
Çünkü o acı; sizi var eden acıdır.
Ayrıca okuyabilirsiniz:
İnsan geçmişe neden özlem duyar? | Ölü bloglar derneği | Yazmak için okumak mı gerekli? | Nesli tükenmiş bloglar..







Merhabalar, Çok güzel bir yazı.
Selam Dostum,
Yazı konusu güzel, yazının içeriği güzel. Geriye kalan güzel bir yorumla yazıyı ve yazarı selamlamak.
İnsan neden yazar?
Bu sorunun bana göre tek bir cevabı yok, çünkü yazmak her insanın iç dünyasında farklı sebeplerle kök salar. Yine de bazı ortak gerekçelerden söz etmek mümkün:
Anlamak için:
İnsan, karmaşık bir varlık. Hissettiklerini, düşündüklerini çoğu zaman kendi bile tam olarak kavrayamaz. Yazmak, zihindeki düğümleri çözmenin bir yoludur. Kaleme aldıkça kişi ne hissettiğini, ne düşündüğünü, neye kırıldığını fark eder. Bir tür içsel aynadır yazı.
Unutmamak için:
Bazı anlar vardır, bellekte sadece yaşanmış olmakla kalmaz, iz bırakır. Ama zaman dediğimiz şey, hafızanın düşmanıdır. Yazmak, unutmaya karşı bir başkaldırıdır. İnsanın kendi hayatına tanıklık etmesidir bir nevi.
Duyulmak için:
Her insan duyulmak, anlaşılmak ister. Bazıları bunu yüksek sesle konuşarak yapar, bazılarıysa yazarak. Yazmak, bazen “beni anlayan biri var mı?” sorusunu haykırmanın sessiz biçimidir. Okuyucudan gelecek bir satır, bu yalnızlığa verilen cevaptır.
İz bırakmak için:
Hayat kısa. Ama bir cümle, bir paragraf, bir hikaye. Onlar kalır. İnsan, geçiciliğini yazıyla aşmak ister. Yazdıklarıyla hayatta olduğunu kanıtlamak, hatta ölümden sonra bile var olmak ister.
Kısacası, insan yazar çünkü:
İçinde birikenleri dökmeye ihtiyaç duyar,
anlamaya, anlatmaya, unutmamaya çalışır, bazen susmanın mümkün olmadığı anlarda kelimelere sarılır.
Ve en çok da Mustafa’nın yazısında da bahsettiği gibi:
“Yazmazsam ağlayacağım çünkü. Alçakça olacak biraz.” dercesine, kendini kurtarmak için yazar.
İnsan çoğunlukla içindekileri dökmek için yazar, akabinde rahatlama hissi gelir. Yazmak rahatlatıcı bir eylemdir. Bu güzel yazınız için çok teşekkürler
“Yani yazmanın özünde, acı ve keder ile yaşamak vardır.”
Keşke hayır öyle değil diyebilseydim. Ama korkarım haklısınız.
Hem yazmanın hem pişmenin ve yanmanın özünde var onlar…
2017 gibi eski tarihte yazılan bir yazıma yorum gelince, neler karalamışım diye yazdıklarımı yeniden okuma gereği duyuyorum. Açıkçası yazının ana teması dışında pek bir şeyi beğenmedim bu yazıda. Gereksiz uzun paragraflar ve aslında hiçbir şey ifade etmediğini düşündüğüm boş cümleler. Ama siz yazınca kendime yeniden sormadan edemedim. Yazmanın özünde acı ve keder ile yaşamak mı var gerçekten?
Hadi bakalım beş yıl önceki kendine bugünkü aklınla cevap ver bakalım dedim…
Evet!
Beş yıl sonra aynı şeyi düşünüyor ve savunuyorum. (Keşke ben de hayır öyle değilmiş aslında diyebilseydim.)
Sevgi ve selamlarımla.
“Gönül ne kahve ister, ne kahvehane; gönül sohbet ister, kahve bahane.” demiş atalarımız. Sohbet ederken paylaşırız. Dertlerimizi paylaşırız, dertlerimiz azalır. Sevinçlerimizi paylaşırız, sevinçlerimiz çoğalır. Sohbet yalnız kahvehanede olmaz. Evde, telefonda da birileriyle sohbet ederiz. O anda sohbet edeceğimiz birileri yoksa ileride paylaşmak üzere yazarız. Yazmak da kahvedei evde, telefonda sohbet etmek gibi rahatlatır insanı. Yazmak da sohbet etmek de resim yapmak da, oyun oynamak da insanın hem kendine, hem ötekine faydası dokunan bir etkinliktir. Selam olsun yazı yazıp paylaşanlara.
tıpkı bu bloga rastgeldiğim gibi tesadüfen bir didem madak yazısını okudum bugün. "yazarak derdimi anlatmaya çalışıyorum ben" diyordu. herkesin bir "derdi", bir sebebi var yazmak için. selam olsun 'dertlilere'
Kaleminize sağlık…
Bir bebeğin kendini huzurlu hissettiği yer nasıl ana kucağıysa biz de kelimelerle kucaklaşınca dinginleşiyoruz. Bu yüzden yazma işini keyfe keder bir uğraşıdan ziyade ihtiyaç olarak görüyorum ben.
Hepimizin farklı nedenleri var tabi.
Sait Faik'te yazmasaydım çıldıracaktım diyen bir adam. Belki de çıldırmamak için yazmıştır gerçekten.
Aci duyulan zamanlarin daha kolay kagida döküldügüne ben de inaniyorum. Bir de sorgulayan insan yaziyor.
Kesinlikle.
Çünkü acılar insanı o acıyı içinden atmak için tetikliyor. Bu bazen bir yazıya, bazen koyu renklerin yoğun kullanıldığı bir resme, bazen de hüzünlü notalara dönüşüyor. Yaptığımız şey aslında aynı ama kaçış yollarımız birbirinden farklı. Çünkü biz ve acılarımız farklı.
Yazmanın bir dert işi olduğu düşüncesine kesinlikle katılıyorum. Çünkü insan boş yere konuşur ama boş yere yazamaz.
Konuyu özetleyen güzel bir söz oldu bu sevgili Okumasyon.
Teşekkür ederim.
Güzel bir yazı okudum. Yazmak yaşam maceramızı sorgulamak olsa gerek… Son paragraflarda yazdığın gibi "Oysa yazan herkesin bu Dünya ile alıp veremediği bir derdi vardı." cümlesinde haklısın. Sadece olumsuz anlam da çıkarmamak lazım. Yaşamı okumak isteyen herkes, yaşamı yazmak da ister…
Olumsuz anlam çıkarmak değil de, biraz içsel bir yalnızlıktan ötürü yazdığımızı düşünüyorum açıkçası. Kendimizi yazarak anlatmayı seçiyoruz. Yazını mutlaka okuyup yorum yapacağım.
Teşekkür ederim.
İnsanlar unutmamak ve unutulmamak için yazar. Çünkü unutmak da unutulmak da bir yok oluştur. Mağara duvarına resim çizen insan o resimleri ne için çizdi sizce? Duvarlara kazıdığı şeyler yaşadıkları değil miydi? Aslında onun bize bir mesajı vardı: "Bir zamanlar ben de vardım ben de yaşadım." Ya unutmak… Bir düşünün en küçük notlarımız bile unutmamak içindir. Yaşadıklarımızı, duyduklarımızı, hissettiklerimizi unutmamak… Yani yazmak eşittir: Unutmamak ve unutulmamak.
Bu güzel yazıda hislerinizi bize de hissettirdiğiniz için teşekkürler.
Sevgili Yazarın Dünyası öncelikle blogumdaki ilk yorumun olduğu için hoşgeldin. Konuyla ilgili aynı fikirde olduğumuza da çok sevindim. Yazdığın satırlar kendi satırlarımmış hissine kapıldım bir an. Hatta ben de böyle bir yazı yazmıştım daha önce. Unutmamak ve unutulmamak için yazdığımızı savunan bir yazıydı. Ama işin garip tarafı şudur ki o hangi yazıydı bulamadım.
İyiki yazıyorsunuz, yüreğinize sağlık.
Ben yazıyorum çünkü önce kendime, sonra da umutlarıma bir söz verdim. Ölüm olmadığı sürece ben sözümü tutarım.
Sizde okurlarınıza bir söz verin ve daha sık yazın. Sevgiler💎
Yazmak için insanın bir yaşam enerjisi olması gerek. Ya da tam tersi bütün enerjisini yitirmiş olmalı. Ya en dipte ya da zirvede olan insanların en iyi olduklarını düşünmüşümdür hep.
Yazmak cesarettir çünkü söylediğiniz her şey artık kayıtlıdır sizi bağlar… Yazmak söylemeye cesaret edemediklerinizi haykırmanızı sağlar. Kelimelerle, gramerle santranç gibi oynarsınız. En basit yazılar bile derine dair izler taşır…
Her şeyi yazamıyorum biliyor musun Begonvil Sokağı. Yani bazen öylesine doluyorum ki, bir satır bile yazamıyorum. Bu çok canımı acıtıyor.
Nereye kadar yazacağım, bilmiyorum. Ama şu an yazmak bana iyi geliyor. Bazen içimdeki sıkıntıyı hikayemin bir satırına iliştiri veriyorum. İçimden attığımı bilmek bile yetiyor. Neden yazıyorum? Sorusunun sağlamasını da yaptım aslında. 4 ay oldu başlayalı ve bu 4 ayda daha önce olmadığım kadar iyi olduğumu gördüm. Çok şey değişti. Ben değiştim!
İçindeki sıkıntıları hikayelerinin bir satırına iştirdiğini biliyorum. Kimse bilmese de ben biliyorum.
Yazmak sessiz kalmış kelimelerin dile gelmesi gibi soğuk bir nefesi içe çekerek yazmak En güzel şey …Sende çok güzel yazmışsın yüreğine emeğine sağlık iyi ki de yazıyorsun efendim sevgiler … 🙂
Teşekkür ederim Sessiz Kaldım. Yazan herkese karşı benim zaten saygım ve sevgim var. Tanımasam da iyi insanlar olduğunu düşünüyorum. O yüzden iyi ki yazıyoruz.
Yazmak, nefes almak gibi temel bir ihtiyaç haline geliyor zamanla. İyi ki başlamışım yazmaya ve sen de iyi ki başlamışsın yazmaya, yoksa bu yazılardan mahrum kalırdık 🙂
Bu yazıyı yazarken hem kendimi hem de diğer blog yazarlarını düşündüm. Yazım tarzlarını ve okuduğum eski yazılarını düşündüm. O düşündüklerim arasında senin yazdıklarında vardı.
Kelimeleri seçenlere selam olsun, efendim 🙂
Dilsizlerin dili olanlara,
Bir şeyleri değiştirmek isteyenlere,
Selam olsun! 🙂
Kavgası olanlara selam olsun.